Ana içeriğe atla

RESMİ TARİHE SORUYORUZ -1: FİKRİYE ÖLDÜ MÜ? ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?

 

Resmi Tarihe Soruyoruz: Fikriye Öldü mü Öldürüldü mü?

Bu yazı, "Resmi Tarihe Soruyoruz" programının ilk bölümünün metne aktarılmış halidir. Program, her hafta cumartesi geceleri resmi tarihe sorular yöneltmeyi ve bu sorulara ulusalcı tarih yazarlarından cevap almayı amaçlamaktadır.

Programın Formatı ve Amacı

Bu yeni program dizisinin ayırt edici özelliği, resmi tarihe hüküm vermek yerine soru sormak olacaktır. Sorularımızı da soyut bırakmayacak, resmi tarih yanlısı (ulusalcı) yazarlardan cevap talep edeceğiz.

Cevap verecek olan ulusalcılardan talebimiz şudur:

  • Küfür etmemeleri
  • Tehdit içerikli ifadeler kullanmamaları
  • Bilimsel değeri olan, kaynak gösterebilen cevaplar vermeleri
  • Asgari insan olma ve tarih bilimi standartlarına uygun davranmaları

Bu kriterlere uygun gelen cevapları, bir sonraki haftanın programında, cevap verenlerin rumuz veya isimleriyle birlikte duyuracağız.

Fikriye Kimdi? Resmi Tarihin Anlatımı

Fikriye, Mustafa Kemal Paşa'nın üvey babası Ragıp Efendi'nin akrabasıydı. 1910'lu yıllardan itibaren, henüz genç bir Osmanlı subayı olan Kemal Paşa'ya aşık oldu. Bu aşk karşılık buldu ve sevgili oldular.

İstiklal Harbi'nin başlarına kadar, Kemal Paşa'nın cephe görevleri nedeniyle elde olmayan kesintiler hariç, İstanbul'da bulunduğu dönemlerde bu sevgili hayatı devam etti. İstiklal Harbi yıllarında gizli bir nikah kıydırıldığına dair rivayetler vardır, ancak bunlar kesinleşmemiştir.

İstiklal Harbi sırasında Fikriye, o dönemin zor ulaşım şartlarında genç bir kadın olarak tek başına Ankara'ya geldi. Kemal Paşa onu hoşnutlukla karşıladı ve Fikriye, önce Ankara istasyonu direktör binasında, daha sonra ilk şekliyle Çankaya Köşkü'nde ev hanımı oldu.

Zafer kazanılıp Türk ordusu İzmir'e girdiği günleri takip eden günlerde, Kemal Paşa Latife Hanım'la tanıştı. Bu tanışıklık kısa zamanda evlilik kararına dönüştü. Bunun üzerine Fikriye Türkiye'den uzaklaştırılarak Avrupa'ya gönderildi.

Resmi tarihin kabul ettiği en yaygın iddiaya göre, Fikriye vereme yakalanmıştı ve tedavisi için, aynı zamanda Latife Hanım devreye girdiği için uzaklaştırılması düşüncesiyle Avrupa'ya gönderildi. Daha az kaynak tarafından dile getirilen ikinci bir anlatıma göre ise, Fikriye verem değildi ancak hamile idi ve kürtaj operasyonu için Avrupa'ya gönderildi.

Avrupa Dönüşü ve Ölüm Olayı

Fikriye Avrupa'dayken Latife Hanım'la Kemal Paşa'nın evlendikleri haberini gazetelerde gördü. Fevkalade üzüldü ve şok geçirdi. Bunun üzerine kalma süresini aniden keserek geri döndü.

Geri döndüğü duyulunca Kemal Paşa, Fikriye'nin Ankara'ya gelmesini yasakladı. Ancak Fikriye bu yasağı çiğneyerek geldi ve uzaklaştırıldı. İkinci gelişinde artık Kemal Paşa'yı ya da Latife'yi ya da her ikisini birden öldürme ve muhtemelen bunu başardığı takdirde kendisini de öldürme niyetiyle Ankara'ya geldi.

Bu gelişinde köşk personeli ve koruma birliği komutanı Rusuhi Bey gibi subaylar, Fikriye'nin halinden ve tavrından şüphelendiler. Kemal Paşa ve Latife Hanım üst katta görüşmek istemediler. Koruma personeli de engel oldu ve Fikriye'nin kesinlikle yüz yüze gelemeyeceğini anladığında, yıkılmış bir psikoloji içerisinde Ankara'ya şehre inmesi için çağrılmış fayton ile Çankaya yokuşundan Ankara'ya doğru giderken çantasında getirdiği tabancayla kendisini vurdu.

Resmi tarihe göre bu, klasik bir aşk intiharıydı.

Resmi Tarihe Yöneltilen Sorular

Şimdi resmi tarihin bu anlatımını doğru kabul edelim, ancak zihinlerimizdeki bazı soruların cevaplandırılmasını isteyelim.

Rıza Nur'un Şizofreni Sorunu

Rıza Nur, hayat ve hatıratının 3. cildinde (sayfa 1135, Almanya baskısı) şunları yazmaktaydı:

"Bir havaadis, Fikriye Hanım intihar etmiş. Sebebi Çankaya'ya gitmiş, kabul edilmemiş, kederinden intihar etmiş. Gazi evlenince bu metresini para vererek Avrupa'ya yollamış, kadın gezmiş gelmiş... Bizim oturduğumuz Lebici Mahallesi'ne bir komşumuz var, yerlilerden, bizim hanımla iyi ahbaplar, Çankaya'ya yakın bağları var. O hanım hikaye etti: 'Bir tabanca patladı, pencereye koştuk, bir kadın sesi: Aman beni vurdular, can kurtaran yok mu? diye feryat ediyor. Sesi biraz sonra kesildi.' Demek Fikriye intihar etmedi, vurdular."

Resmi tarihin Rıza Nur'a karşı argümanı şudur: Rıza Nur şizofrendi, ağır derecede akıl hastasıydı, dolayısıyla hiçbir iddiasına itibar edilmez.

Ancak burada şu sorular ortaya çıkmaktadır:

  • Rıza Nur, Kemal Paşa tarafından Sağlık Bakanı yapılırken akıllı mıydı?
  • Maarif Vekili (bugünkü Milli Eğitim Bakanı) yapılırken akıllı mıydı?
  • Moskova'ya Türk diplomatik heyetinin başkanı olarak gönderilip 16 Mart 1921 Rusya-Ankara Hükümeti anlaşmasını imzalarken akıllı mıydı?
  • Dışişleri Bakan Vekilliği yaparken akıllı mıydı?
  • Lozan'a İsmet Paşa'dan sonra ikinci delege olarak gönderilirken akıllı mıydı?
  • Saltanatın kaldırılması dilekçesinin organizatörü iken akıllı mıydı?

Tüm bu görevler Rıza Nur'a bir-iki sene içerisinde, bizzat Kemal Paşa tarafından verildi. Şimdi bunları yazdıktan sonra şizofren mi oldu?

Eyüp Durukan'ın Tanıklığı

Eyüp Durukan¹, tek parti döneminde en son tüm generallikten emekli olmuş, askeri fabrikalar umum müdürü görevinde bulunmuş, 1950'ye kadar Cumhuriyet Halk Partisi'nden milletvekilliği yapmış bir isimdir. İstiklal Harbi sırasında İstanbul'daki gizli örgütün yöneticilerinden biri olarak Anadolu'ya silah ve cephane kaçırılması işini organize etmekle görevliydi.

Eyüp Durukan'ın hatıratının 6. cildinde (Cumhuriyet Yürüyor, İş Bankası yayını, sayfa 190) şu ifade yer almaktadır:

"Kendisi gayet güzel, asil ve terbiyeliymiş. Çok yazık, ne feci cinayet, Allah Allah..."

Hüsrev Gerede'nin Anıları

Hüsrev Gerede², 19 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuruyla Atatürk'ün karargah ekibi subaylarından biri olarak onunla birlikte Samsun'a ayak basmış, İstiklal Harbinin bütünü boyunca Atatürk'ün yakın çevresinde yer almış bir subaydır. Daha sonra Türkiye'nin Tahran büyükelçiliğini, Yunanistan büyükelçiliğini ve İsmet İnönü döneminde Berlin büyükelçiliğini üstlenmiştir.

Hüsrev Gerede'nin anılarında (sayfa 272) şu bilgiler yer almaktadır:

"Bazı kişiler bu Fikriye Hanım'ın Tayyare Cemiyeti Başkanı Fuat Bulca'nın akrabası olduğunu söylüyorlar... Kadının araba ile giderken intihar etmiş olmasını kabul etmiyorlar. Yaver Salih veya büyük olasılıkla Yaver Rusuhi'nin öldürmüş olduğunu iddia ediyorlar. Doktor çağrılmaması, adli herhangi bir kovuşturma veya soruşturma yapılmamış olması bu görüşleri haklı gösterebilir."

Çankaya Köşkü Kütüphanecisi Nuri Ulusu'nun Tanıklığı

"Atatürk'ün Yanı Başında" kitabı³, Çankaya Köşkü kütüphanecisi Nuri Ulusu'nun hatıralarını içermektedir. Kitap Doğan Kitap tarafından yayınlanmış, derleyeni Mustafa Kemal Ulusu'dur (Nuri Ulusu'nun oğlu).

Kitabın 158. sayfasında bu olayla ilgili şu anlatım yer almaktadır:

"Fikriye Hanım'ı Rusuhi Bey vurmuş. Fikriye Hanım köşke o gün çok kızgın gelmiş ve kapıdaki görevlilere muhakkak paşayla görüşmek istediğini biraz da yüksek sesle bağırarak söylemiş. Görevliler de hemen Rusuhi Bey'e haber vermişler. Rusuhi Bey gelmiş ve köşkün kapısının önünde bir müddet Fikriye Hanım'la konuşmuş ama onu maalesef ikna edememiş. Onu bir müddet aşağıda oturtturarak 'tekrar geleceğim' diyerek köşke dönmüş. 5-10 dakika sonra tekrar gelmiş, Fikriye Hanım'la bir köşeye çekilip bilmediğimiz bazı şeyleri konuşmuşlar. Fikriye Hanım ikna olur gibi olmuş ve de Rusuhi Bey'in çağırdığı bir faytona binip beraberce hareket etmişler. Bir müddet uzaklaştıktan sonra birden bir silah sesi duyulmuş, fayton geri dönmüş. Rusuhi Bey faytondan inip aceleyle doktor çağırmış. Köşkten doktorlar koşa koşa gelip Fikriye'yi kanlar içinde bir arabaya koymuşlar. Arabaya koyarken Fikriye: 'Beni vurdular, vurdular beni, hastaneye götürmeyin, beni öldürecekler' diye bağırıp dururmuş."

Latife Hanım'ın Tepkisi

İsmet Bozdağ'ın "Gazi ve Latife" kitabının 227. sayfasından bir anekdot: 1925 başlarında Erzurum depremi sırasında Atatürk ve Latife Hanım'ın bir Anadolu turunda şiddetli kavgalarından biri yaşanır. Atatürk, Latife Hanım'ı derhal Ankara'ya geri gönderme kararı alır. Koruma ekibinin başına ilk önce Rusuhi'yi uygun görür, ancak Latife Hanım şiddetle itiraz eder:

"Hayır, beni Rusuhi götürmesin, Salih götürsün."

Latife Hanım'daki Rusuhi'ye karşı bu şiddetli tepkinin kaynağı nedir? Fikriye'nin ölümüyle bir bağlantısı olabilir mi?

Eriş Ülger'in "Latife Gazi Mustafa Kemal" kitabının 115 ve 144. sayfalarında anlatılan bir anekdotta⁴, Fikriye'nin ölümü sonrası Çankaya Köşkü'nde gevşek bir havada Atatürk, Latife Hanım'a köpek yavrularını göstermek isterken yanlışlıkla "Fikriye" der. Latife Hanım büyük tepki gösterir. Kemal Paşa sakinleştirmeye çalışır ancak Latife devam edince sinirlenerek "vururum" gibi laflar söyler. Olayın sonunda Kemal Paşa "öldürürüm, gebertirim" gibi şeyler söyleyince, Latife'den gelen cevap şudur:

"Fikriye gibi beni de öldürtür müsün?"

Andrew Mango'nun Dipnotu

BBC'nin uzun süre Türkiye muhabiri olan Andrew Mango'nun Atatürk biyografisinin 595. sayfasındaki dipnotta şu bilgi yer almaktadır⁵:

"Rıza Nur, Fikriye'nin intihar etmeyip öldürüldüğü söylentilerine yer veriyor... Fikriye'nin yeğeni Abbas Hayri Özdinçer'e göre babası Ali Enver (Fikriye'nin abeyi) de aynı görüşteydi."

Abbas Hayri Özdinçer'in Tanıklığı

İpek Çalışlar'ın Atatürk biyografisinin 437. sayfasında⁶, Fikriye'nin yeğeni Abbas Hayri Özdinçer'in Vatan gazetesi muhabiri Hıfzı Topuz ile 2011 yılında yaptığı görüşmede verdiği bilgiler aktarılmaktadır:

Abbas Hayri Özdinçer, halasının hep küçük bir tabanca ile gezdiğine ilişkin anlatıları doğruluyor: "Atatürk'ün hediyesi, iki mermilik küçük, çantaya konulabilen 635'lik bir silah. Ancak babamın mahkemede gördüğü o tabanca değil. O küçük bir tabanca, iki kurşunluk. Babamın gördüğü ise 9 milimetrelik büyük bir tabanca."

Ali Enver (Fikriye'nin abeyi), mahkemede hakime "Abeyi olarak maktulün cesedini görmek isterim, kabri nerede?" dediğinde, hakimin cevabı şu olur:

"O hususlar sizce araştırılmamalı, ileride adınıza hayırlı neticeler doğurmayabilir. Başınız sağ olsun."

Hakim mahkemeyi kapatır. Ali Enver, Fikriye'nin kaldırıldığı hastaneye gider ancak içeri alınmaz. Üç ay sonra hastanede çalışan birinden hastaların isimlerini alır. Bu hastalardan Polatlı'da sürülerini otlatırken tren kazası geçiren çoban Hüseyin'i bulur. Çoban şöyle der:

"O akşam bir avrat getirdiler, sabaha kadar avaz avaz bağırdı: 'Katiller beni vurdular' diye."

Gürkan Hacır'ın Aktardıkları

Gürkan Hacır'ın "Bizim Hep İnanmamızı İstediler mi?" kitabından⁷: Atatürk'ün üvey babası Ragıp Bey'in yeğeni, Fikriye'nin intihar ettiği öğretildiğini, oysa Fikriye'nin Yaver Rusuhi Bey tarafından vurulduğunu, Fikriye Hanım'ın yeğeni Abbas Hayri Özdinçer'in iddia ettiğini belirtmektedir.

Ayrıca Kılıç Ali'nin anılarında olayın intihar olmadığını, ama iyimser tahminle kaza kurşunu olabileceğini yazdığını ifade etmektedir.

Kritik Sorular

1. Mezar Yeri Sorunu

Fikriye Hanım intihar ettiyse, neden mezar yeri bilinmiyor?

Dünyanın hangi ülkesi olursa olsun, üst düzey siyasi isimlerden birinin yakını öldüğünde, o siyasi isme dönük soru işaretleri oluşmasın diye otopsi gibi bütün delillerin, bilgilerin, belgelerin açık açık konulması aklın ve mantığın gereğidir. Böylece o siyasi şahsiyet herhangi bir iftira altında bırakılmaz.

Fikriye olayında bunun 180 derece zıdı uygulandı. Mezar yerinin kaybolmasına varıncaya kadar, Fikriye'nin mezarı o gündür bugündür belli değil.

2. Otopsi Sorunu

Niçin otopsi yapılmadı?

Neden Ali Enver (abi) olayla ilgili istediği her şey kendisine gösterilmedi?

3. Gizlilik Sorunu

Fatih Bayhan'ın "Fikriye Hanım" kitabının 313. sayfasında⁸, Abbas Hayri Özdinçer 2010'lu yıllarda şunları söylemektedir:

"Fikriye Hanım ile ilgili bazı bilgilerin yayınlandığı ifade edilerek 'Sizde saklı kalan daha çok şey var mı?' sorusunu yanıtlarken, bazı hikayelerin ve hatıraların bulunduğunu, bunların şu anda açıklanacak şeyler olmadığını kaydediyor."

Fikriye'nin ölümünden 70 sene sonra, yeğeni tarafından birtakım şeylerin hala gizli tutulmasının açıklaması ne olabilir?

Aynı kaynak, Abbas Hayri Özdinçer'in şu sözlerini aktarmaktadır:

"O konuyla ilgili her şey söylenilmiştir, şimdiye kadar söylenilmeyen tek şey halamın gömüldüğü yerdir ve otopsi raporudur. Bu hiç kimseye açıklanmamıştır. Halamın gömüldüğü yer de açıklanmamıştır. Halama ait eşyalar da babama verilmemiştir."

4. Tıbbi Detaylar

İsmail Akbal'ın "Derin Cinayetler" kitabının 188. sayfasında⁹, tedavi eden Doktor Ömer Vasfi'nin (sonradan Aybars soyadını almış) anılarına atıfta bulunularak şu bilgiler verilmektedir:

"Fikriye intihar ettikten sonra hastaneye getirildi. Mermi sol akciğeri büyük çapta delip kalp nahiyesi yakınından geçip kalbin muhafazasını zedelemişti. Fikriye hayatta kalabilecek durumdaydı. Ne yazık ki tam bir hafta sonra yüksek ateş başladı, muayene ettik, tehlikeli bir zatürre. İki gün sonra öldü."

Hastaneye getirildiği sıradaki mermi yarası ölümcül değildi, zatürreye yakalandığı için öldü.

Bu durum çok ilginçtir çünkü Haziran 1924'ten 7 ay sonra, Şubat 1925'te meclis binasının içinde Deli Halit Paşa vurulacak, hastaneye götürülmeyecek, bir masanın üzerine yatırılacak, o da ölümcül olmayan mermi yarası nedeniyle kan kaybederek, zatürreen ölecektir.

5. Mermi Giriş Açısı Sorunu

Merminin giriş deliğinin sırttan olduğu belirtilmektedir.

Dünya intihar tarihinde, tabancayı sırtına dayıp intihar etmiş olan ikinci bir örnek var mı?

İntihar eden bir insan niçin tabancayı şakağına, alnına ya da göğsüne değil de sırtına dayar?

6. Gelibolu'nun Cezalandırılması

Necat Özgür'ün "Yalanla Yaşatılmaz" kitabının 365. sayfasında¹⁰ şu bilgi yer almaktadır:

"1924 Mayısında Fikriye'yi elinden kaçıran Gelibolu, 1926'da ilçe yapılır."

Gelibolu, tıpkı Serbest Fırka olaylarında Serbest Fırka'ya verdiği destek nedeniyle Antalya'nın ilçesi yapılan Silifke gibi, Fikriye'yi kaçırdığı için cezalandırılarak il statüsünden çıkarılıp ilçe yapılmıştır.

7. Nüfus Kaydı Sorunu

Fikriye'nin nüfus kaydı arşivlerde yok. Niçin?

Sonuç ve Çağrı

Bu sorulara resmi tarih yanlısı (ulusalcı) vatandaşlardan cevap bekliyoruz. Cevaplar aşağıdaki kriterlere uygun olmalıdır:

  • Küfür içermemeli
  • Tehdit ifadeleri bulunmamalı
  • Bilimsel değeri olmalı
  • Kaynak gösterilmeli
  • Asgari insan olma ve tarih bilimi standartlarına uygun olmalı

Bu kriterlere uygun cevapları, 21 Haziran Cumartesi gecesi saat 22'deki "Resmi Tarihe Soruyoruz" programının ikinci bölümünde, cevap verenlerin rumuz veya isimleriyle birlikte duyuracağız.

İkinci bölümün konusu: "İnönü Atatürk'ü Sever miydi?"


Dipnotlar

¹ Eyüp Durukan, Hatıratım, 6. cilt, Cumhuriyet Yürüyor yayınevi, İş Bankası, s. 190

² Hüsrev Gerede, Anıları, s. 272

³ Nuri Ulusu, Atatürk'ün Yanı Başında: Çankaya Köşkü Kütüphanecisi Nuri Ulusu'nun Hatıraları, der. Mustafa Kemal Ulusu, Doğan Kitap, 14. baskı, s. 158

⁴ Eriş Ülger, Latife Gazi Mustafa Kemal, s. 115, 144

⁵ Andrew Mango, Atatürk, s. 595, dipnot

⁶ İpek Çalışlar, Atatürk Biyografisi, s. 437

⁷ Gürkan Hacır, Bizim Hep İnanmamızı İstediler mi?, s. 168

⁸ Fatih Bayhan, Fikriye Hanım, s. 313

⁹ İsmail Akbal, Derin Cinayetler, s. 188

¹⁰ Necat Özgür, Yalanla Yaşatılmaz, s. 365

¹¹ Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, 3. cilt, Almanya baskısı, s. 1135

Yorumlar