Aristoteles'in Hayatı: Makedonya'dan Akademia'ya
Yeniden bir ufka doğru yolculuğa başlayacağız bu bölümde. Bu ufukta Aristoteles belirdi. Bir önceki bölümde 17 yaşında bir gencin Akademia'ya gelişini anlatmıştı değerli hocamız. Platon'la ilgili söyleyecek aslında bitmeyecek biliyorum ama ileriki bölümlerde sürekli atıfta bulunacağız, dönüp dolaşacağız yine Platon'a geleceğiz illaki. Ama Aristoteles'te başlamak gerekirse nereden başlamak gerekir?
Aristoteles'in Doğumu ve Ailesi
Herkeste olduğu gibi Aristoteles'te de doğumundan başlayacağız. 384 yılında Stagira'da dünyaya gelir. Stagira, Makedonya'nın doğusunda, Trakya'ya giriyor aslında. Burası Batı Trakya oluyor, Makedonya-Trakya arasında. Küçük bir şehir - 30.000 nüfusu vardı Aristoteles dünyaya geldiğinde.
Babası: Saray Hekimi
Babası, Şifa Tanrısı Asklepios'un tarikatına mensup. O tarikata mensup olanlar hekim olurlar. Baba, Makedonya hükümdarı III. Amyntas'ın hekimi - yani saray hekimi de diyebiliriz biz buna.
Aristoteles dünyaya gelmeden 20-30 yıl kadar önce Stagira, Makedonya'nın eline geçer. Demek ki o sıralarda orayı idare eden Makedonya. Makedonya, Yunan devletleri arasında en geniş topraklara sahip olanı. Ona da tam emin değilim, belki Atina ile atbaşı gidiyorlardı.
Hekim Babanın Etkisi
Baba hekim olunca - bunlar hep baba mesleğine intisap edilirdi küçük yaştan itibaren. Babasının yanında onun işlerini gözlemler. O günün Yunan tıbbında ameliyat olmazdı. Ruha müdahale çekincesi oturduğuna göre, kesip biçmek hoş görülmeyen bir şeydi.
Ama Aristoteles'in babası ameliyat eden bir adam, yani cerrah. Yıllar önce bir çalıştığım geminin hekimi cerrahı da demişti bana: "Halis hekimler cerrah olurlar."
Aristoteles babasının ameliyatlarına ve teşrih çalışmalarına şahit oluyor. Babası teşrihe çok düşkün bir adam - parça alıyor, numune alıyor onu inceliyor. Haliyle çıplak gözle, mikroskop falan yok, bunları görüyor küçüklükten itibaren. Doğayla, özellikle de canlı doğayla haşır neşir bir kişi Aristoteles.
Çocukluk ve Gençlik Yılları
Küçük yaşta - 12, 13 yaşında, 14 yaşında - annesini kaybediyor. Daha önce babası ölüyor, 8-9 yaşlarındayken. Annesi ölmeden iki kere annesinin memleketine... Bunlar Stagira'lı dedim ama aslen Makedonyalı değillerdi. Aslen İyonyalılar - Anadolulu yani.
Annesi Eğriboz Adası'ndan, Khalkis'li. Annesiyle iki kere Khalkis'e gelirken Atina'dan geçiyorlar. Atina o günün medeniyet merkezi - sadece Yunanlıların da değil, bütün o civarın, Anadolu'nun, daha yukarılarının, ihtimal Mısır'ın da gelip görmek istediği bir yer.
Atina'ya Gidiş ve Akademia
17 yaşında temel öğrenimini tamamladığında, babasından alan parayla Atina'ya geliyor. Akademia'ya, Platon'un yanına gelmek istiyor ama yaramaz çocuk Platon gene ihtilalin, savaşların peşinde Sicilya'daydı. 60 yaşlarında falan bu dönemde.
İsokrates'in Yanında
Platon gitmiş o sırada, belagat ustası İsokrates'in yanında giriyor. Onun okuluna intisap ediyor. Aristoteles İsokrates'in okuluna giriyor, sıkılıyor orada. O kadar incesini bilmiyoruz - sıkılıyor mu sıkılmıyor mu falan.
Bir yıl sonra Platon Sicilya'dan ibi kırılmış vaziyette dönünce tekrar okulunun başına geçiyor. Ve ondan sonra bir daha gitmiyor. "Yeter" diyor. Aristoteles hemen okula giriyor - Akademia'ya giriyor, İsokrates'i bırakıyor.
Dil Eğitimi
İsokrates'in yanında önemli şeyler öğreniyor. Her şeyden önce dili - ana dili de doğru kullanma kurallarını öğreniyor. Aristoteles'in ömrü canlıları incelemek ve dille uğraşmakla geçiyor. Çünkü bütün kurduğu yapı dil üzerinedir, gramer üzerine. Gramer üzerine mantığı inşa ediyor. Ve dil üzerinden meydana getireceği araştırma alanlarından biri varlık öğretisi - Ontoloji. Bunu İsokrates'e borçlu.
Akademia'daki 20 Yıl
Platon'la Tanışma
Akademia'ya, Platon'un okuluna intisap eder. Kendisinde felsefeye, bilime dayanılmaz bir iştiyak duyuyor. Bunu Platon'un okulunda fazlasıyla buluyor. Daha önce konuştuk - Platon'da yok yok ne arasan var. İnsanın zihin zaferlerinin hepsi Platon'da bulunuyor.
Okulda kısa sürede müthiş temayüz ediyor. Orada çok parlak talebeler ve hocalar bulunmakla birlikte, Aristoteles bunların hepsini aşıyor. Dehşetli bir idrak gücü var, olağanüstü bir çalışma gücü var ve hepsini güden bir merak var.
Platon'un Lakapları
O derece temayüz ediyor ki Platon "derslerimin beyni" diyor, "aklı" diyor. Aristoteles için bir sürü lakap kullanıyor zaten:
- Kütüphane kurdu diyor
- Dehşetli okuyucu diyor
Derslerin dışında Aristoteles kütüphaneye kapanıyor, müthiş okuyor.
Karakter Farkları
Zaman zaman okulda tatiller oluyor. Platon eğlenceyi hiç sevmeyen bir adam - devletinde de eğlence meşlence yok, okulda da yok. Tatiller dini maksatlarla veriliyor, bayramlarda, ibadet saatlerinde tatil veriliyor.
İşte o saatlerden yararlanarak bizimkisi ya kütüphaneye gidiyor. Çok daha az ölçüde beden eğitimi okullarına seyirci olarak gidiyor. Gimnazyuma kendisi yapmıyor mu? Hayır, spor hiçbir şey - böyle bedenle ilgili hiçbir şeyle ilgilisi değil. Platon'un tamamıyla aksi.
Fiziksel Görünüşü
Verilen tasvirler şunlar:
- Orta boylu
- Başının tepesi açık - yani ılımlı bir kel diyelim, mutedil kel
- Kestane rengi saçları varmış
- Küçük gözlü, alaylı bakışları olan küçük gözleri varmış
- Bacakları da inceymiş
Pek alımlı bir adama benzemiyor hocasının tersine. Hiç sporla falan bir alakası yok.
Huy Bakımından
Çok değişikler Platon'la. Aristoteles anadan doğma mutedil bir adam, aklıselim sahibi. Hiçbir konuda aşırılığa gitmiyor. İçkinin bol kullanıldığı şölen falan da katılmıyor - böyle bir tarafı da yok.
Olağan durgun bir aile hayatına intisap ediyor. İşte evleniyor, çocuk çoluğu çocuğu oluyor falan. Her şeysi ölçülü. Platon ölçülülüğü, basireti göklere çıkarıyor ama kendisi pek ölçülü değil. Bu tam tersine çok ölçülü bir adam.
Ne diyelim, olağan bir memur diyebiliriz Aristoteles için.
Soysal Konumu
Bu arada soylu da değil. Sokrates halktan bir anne babanın oğlu, öbürü (Platon) neredeyse tanrılara kadar uzanan asilzade bir ailenin oğlu. Bu orta halli - ne soylu ne soysuz, orta halli bir aileden geliş. Dediğim gibi babası hekimdi, annesi her anne gibi o dönemde ev kadını.
Eleştirel Tutum ve Ayrılış
Akademia'da 20 yıl kalıyor - akla durgunluk verecek bir olay. Çok uzun süre talebelik ediyor. Gerek Platon'a gerekse öbür hocaların talebesi oluyor. Platon'u herhalde - öyle tahmin ediliyor - en yakından tanıyan kişi. Platon birkaç başka hocayla birlikte zaten Akademia'da kalıyor, orada yatıyorlar kalkıyorlar, orada yiyorlar içiyorlar.
Sonraki yıllarında - bu son Sicilya dönüşünden sonra artık - Akademia'dan hiç ayrılmıyor, hep orada kalıyor. Aristoteles de büyük ihtimalle Akademia'da yatıp kalkıyor. Müthiş bir yakınlıkları var.
Fıtratındaki Eleştiricilik
Zamanla fıtratındaki o eleştiricilik, öğretilerini - başta İdea olmak üzere - öğretilerini eleştiriyor. Yahut benimsemiş matematiği... Onun yöneldiği saha matematiğe uygun bir saha değil - soyut, hatta ideal bir alan. Doğaya yöneliyor adam.
Daha önceki konuşmamızda söyledik ya: canlıyı yakalamak, sabitlemek mümkün değil. Matematik bunu sağlayan bir olaydır. Genel felsefesinin yapısını belirleyen mantıktır. Matematiği de mantığa bağlıyor.
Platon'un Ölümü ve Ayrılış
347'de Platon öldükten hemen sonra, 40 yaşlarında - yani orta yaşlarında bir adam olarak - Akademia'dan ayrılıyor. Bu bir gönül kırıklığı mıdır, olağan bir ayrılma mıdır, o konuda tam bir şeyimiz yok.
Okul Başkanlığı Meselesi
Akademia'nın başına getirileceğini umuyordu belki. Bu kadar yani en parlak talebe olarak onun hakkıydı bu. Ama yeni geçirdiler Speusippos'u. Bu bir iltimas mı yoksa böyle mi olması gerekiyordu? Çünkü Speusippos matematikçi, Platon'un herhangi bir vasiyeti falan yok.
Adil insanlar zaten vasiyet bırakmazlar. Hazreti Peygamber'in var mıydı vasiyeti? Gerçi bazı kesimler işte işaret etti filan - bırakın işareti, resmen hiç bir vasiyeti yoktur. "Falanca benim yerime..." Zaten onun yerine alacak bir şey yoktur. Platon'a da böyleydi.
Aristoteles'in Tavrı
Dedikodular var aynı işte bizde olduğu gibi bir sürü dedikodu, ama belge teşkil edecek elde hiçbir şey yok. "Ya bunu Akademia'ya daha uygundur" diye getiriyorlar ya da "Aristoteles Platon'la ters düştü" gerekçesiyle. Bu da yeğenidir o sebeple bilmiyoruz.
Ters düşmüş olabilir de saygısızlık ettiğini hiç sanmıyorum. Bu benim kanaatim. Çünkü Aristoteles Metafizik'in başlarında bir yerde, eserinin başlarında bir yerde "biz Platoncu" diyor kendisine. Hep Platon'a bağlı, onun izinde yürüyen bir kişi olarak görüyor. "Ben Platon'u çok seviyorum" diyor "ama hakikati daha fazla seviyorum."
Asos Dönemi
Buradan bir okul arkadaşı ile birlikte - adını şimdi unuttum - kalkıyor Asos'a gidiyor. Biraz Sagalassos'ta kalıyor bir süre ata yurdunda, sonra Asos'a geliyor.
Hermias ve Akademik Çevre
Asos'ta bir Akademi olan Hermias var. Hermias o devletin başı - Asos beyi diyelim. Nasıl bir devlettir - bir krallık mıdır yoksa bir beylik midir tam onu bilmiyoruz yahut da bilinmiyor.
Bu okul arkadaşı Ksenokrates... Bu Frenkçe yazılışı da hep çok farklı. Ben bu türlü yazışa kökten karşıyım - hiçbir şey ifade etmiyor Türkçede. Niye öyle yazılsın onu da bilmiyorum.
Her neyse, bu okul arkadaşıyla birlikte Asos'a geliyorlar. Asos'ta başka akademik çevre de var: Pythias galiba. Hermias'ın yeğeni ve aynı zamanda evlatlığı Pythias'la karşılaşıyor. Aşkı meşki doğuyor. Bir süre sonra - tam onu da şimdi hatırlayamıyorum ya Asos'ta ya da Pella'da - evleniyorlar.
Suikast ve Kaçış
Çünkü bu Asos beyini yani Hermias'ı Perslerin bir adamı yahut birkaç kişi suikastla öldürüyorlar. Perslerin adına tutulmuş adamlar onu öldürüyorlar. Orası karışıyor ve Aristoteles ya Pella'ya - Makedonya'ya - dönüyor.
Midilli Dönemi
Çünkü bir süre sonra bu dediğim olaylardan bir süre sonra, talebesi... Midilli talebesi nereden talebesi? Akademia'dan. Çünkü Akademia'nın son yıllarında ders de vermeye başlıyor artık - kırkına merdiven dayadığı bir zaman diliminde.
Theophrastos talebesi - Platon'un talebesi olmuş mu bilmiyorum ama Aristoteles'in talebesiyle kesin - olan şeye geliyorlar Midilli'ye. Midilli'nin başşehri, merkezi Mitylene. Zaten Midilli herhalde bu Mitylene'den geliyor. Yunancası Lesbos. Biz o merkezin adıyla anıyoruz.
İlk Okul
Midilli'ye geliyor, orada bir okul kuruyor. O okulda bu bilim dersleri vermeye başlıyor - yani metafizik değil, doğrudan doğruya doğayla ilgili fizik dersleri veriyor.
Fizik doğa bilimi demek - physis. Bunların ad babası Aristoteles. Fizike yahut physiologia - doğa bilimi demek. Nereden geliyor? Phyzein'den geliyor. Doğa demek physis. Bu iki sesli arasına geldiğinde z diye okunuyor.
Phyo, phyo neşvü nema eden demek, kendinden biten anlamına geliyor. Bitmek sonlanmak manasında değil, bitkinin büyümesi. Doğa dediğimiz şey işte tam - doğa dediğimiz - doğa kendi kendine büyüyen. Fizike doğa bilimi yahut fizyolog - bugünkü fizyolojiyle karıştırmamak lazım bunu.
Makedonya'ya Dönüş: İskender'in Hocalığı
Midilli'deyken o arada Makedonya hükümdarı II. Filippos'tan bir mektup alıyor: "Oğlun yetişti". Oğlundan kastettiği kendi oğlu İskender - Filippos'un oğlu.
Filippos bu da güzel bir ad - atları seven demek. Bu hippos'tan geliyor; hippos kesilmiş hali, at demek. Hipodrom da oradan geliyor - atların meydanı, at meydanı. Tam anlamıyla hipodromun Türkçesidir At Meydanı.
Philya şey sevgi, Filippos at seven demek.
Çocukluk Arkadaşlığı
Filippos'tan mektup geliyor. Filippos onun çocukluk arkadaşı - babası saray hekimiyim. Bu da onun yanında, sonra orada öğrenim görüyor sarayda. Filippos da oynuyorlar, büyüyorlar beraberce. Sonra bu ayrılıyor gidiyor, Filippos o arada hükümdar oluyor.
Filippos çok müthiş bir adam ve Yunanistan'ı fethediyor - bütün Yunan'ı. Sparta'nın dışında her tarafı ele geçiriyor. Spartalılara da bir mektup gönderiyor: "Sparta'ya gelirsem orayı başınıza yıkarım, dümdüz ederim."
Spartalılar da bir tek kelimeyle cevap veriyorlar: "Ise" diyorlar - "gelirsen". Onlar da cevaplarını anlıyorlar yani.
Makedonlar Yunan mı?
Bu Makedonlar Yunan mı? O çok tartışmalı bir konu. Bir ihtimal Yunanlılar ve Yunancayın bir lehçesini konuşuyor olmalılar, tam olarak bilmiyoruz. Bugün bile sınır sorunu - bugünkü Makedonya ile o zamanki Makedonya arasında hiçbir bağlantı yok. Bunun Slavlarla bir ilgisi yok zaten, o sıralarda Slav çok kuzeyde.
İskender'in annesi Yunanlı, babası Filippos Makedonyalı. Annesi Yunanlı ve Yunanca konuşuluyor orada. Yunancayın en kabul edilen lehçesi işte Atina lehçesi kullanılıyor - Attika Yunancası kullanılıyor.
İskender'in Eğitimi
Aristoteles Midilli'den ayrılır, paytahta gelir Filippos'un yanına. İskender o sıralarda - yanlış hatırlamıyorsam - 7 yaşında falan.
İskender'e önce temel dersler veriyor. Homeros ve benzeri işte edebiyat devlerini tedris eder.
Harp Akademisi
Daha sonra çok zayıf bir tanıklık - yani doğru ile yalan arasında bir yerlerde - Mieza'da bir okul kurar. Bu çok zayıf bir tanıklık, bunu açık söylemek gerekirse sadece bir yerde gördüm bu bilgiyi.
Kurduğu okulda Makedon ordusunun kurmaylarını yetiştiriyor - harp akademisi gibi bir okul. İskender'le birlikte tabii - İskender de orada onunla birlikte. İleride İskender ordusunun başında bulunacak kumandanları yetiştiriyor orada.
Bilimde Kurduğu Şemayı Askerliğe Uygulamak
Bilimde kurduğu şemayı - mantık şemasını - öncelikle askerlik sanatını uygulayarak. Bilimde nasıl ki teoriye bağlı olan tecrübeye, teoriye bağlı olan tecrübeye deney diyoruz, bunu askerlik sanatına çeviriyor.
Strategeia - strateji Fransızcayın bozmasıyla ve biz de tabii Fransız kaşığıyla yediğimiz için strateji. Taktik yani taktik ayrımını yapıyor.
Bu usulü İskender'den önce Filippos'ta da görüyor. Filippos'ta da görüyoruz - Filippos'ta mı bu derslerin bir kısmına girmiş bilmiyoruz.
Savaş Sanatında Devrim
Strategeia zaten savaş sanatı demek - sevkülceyş Arapçada, ordunun sevk ve idaresi. Askerlik sanatında, savaşma sanatında diyelim, bir devrim meydana geliyor Aristoteles'ten önce ve sonra. Aslında Aristoteles'ten önce ve sonra o benim uydurmam - İskender'den önce ve sonra denilir. Çünkü bunu tatbik sahasına koyan İskender.
Daha önceki falanks düzeninden bahsetmiştik. O da çok stratejik bir şey değil mi ama buranın farkı şu: Aristoteles'te her şeyde olduğu gibi savaş sanatında da başı çeken baş mevki akıldır. Akla göre inşa ediyor, akla göre, aklın doğrudan buyruğundaki düzene sistem diyoruz.
Strateji Sistemi
Strateji savaşma sistemidir. Sistemde öngörülen olayın bütün köşe bucakları düşünülür, tersim olunur, belirlenir. Tesadüfe hiçbir şey bırakılmaz.
Doğrudan doğruya savaşın dışında kalan kısımlar da oyuna dâhil olur. Bunların başında mesela donatım gelir. Bu lojistiğin Türkçesidir. Logistik tabii bunun aslı - logistik ifali edilmiş hali lojistik oluyor.
Nereden geliyor bu logistik? Logos'tan geliyor - mantık gereği yapılan bir iştir, mantıkla yapılan bir iştir. Tam logistik, donatım diyor buna Türkçede. Bu da strategia dâhildir, donatım onun içinde yer alır.
Pratik Uygulamalar
Bir yere sefer düzenliyorsunuz - yatacaklar, kalkacaklar, yerler ciddi bir hesap kitap işi var. Nasıl yürüyecekler? İşte burada çıkıyor asker yürüyüşü: rap rap rap rap belli bir nizama uygun yürütüyor.
Dünyanın en zor işi askerlik. Nedir işi? Ölmek ve öldürmek. Bundan daha zor ne var ki? Buna hazırlıyor. Talim ve terbiye buraya yönelik.
Ondan sonra sefere gidişte... Tabii bugün artık bunu gözümüzün önünde canlandıramıyoruz - uçakla gidiyor işte, bilmem palete taşıtlarla gidiyor. Orada öyle değil ki o gün. Yürüyerek gidiyor adam, bir kısmı da daha ufak bir kısmı at sırtında. Bunların hızının ayarlanması, nereden nereye ne kadar zamanda nakledilecekler, nerede kalacaklar...
İşin içine çok sıkı bir coğrafya giriyor, yer şekli giriyor - yani topografya.
Savaş, Harp ve Strateji Ayrımı
Savaş vs Harp
Burada savaştan çıkıyoruz, harp geliyor. Burada savaş herhangi iki hasım kuvvetin karşı karşıya gelip çarpışmasıdır - herhangi iki kuvvet. Harp o değil. Harp siyasidir - iki devletin silahlı kuvvetlerinin karşı karşıya gelip silahlı, kanlı çatışmaya girmesidir.
Clausewitz demiş: "Harp siyasetin devamıdır" - silahla yürütülen devamıdır. Başta siyaset vardır, siyasi bir sorunu çözmek üzere harba gidilir.
Ameliyata benzetebilirsiniz. Nereden çıkar ameliyat? Sağlık sorunundan çıkar. Yüzeysel anlamda o sorun çözülemiyor, işe bıçak karışır. Harp devletler arasındaki bir ameliyattır. Öbürü bireysel düzlemdedir, bu devletler arasında olur.
Savaştan Farkı
Tekrar ediyorum: savaştan farkı siyasi bir olay olması, devletler arasında baş göstermesidir ve baş husus akla dayalı bir biçimde cereyan etmesidir. Kim daha akıllıysa zafer onundur.
Öyle göğse yumruklar vurarak işte kahramanlık türküleri... Var tabii yiğitlik işin içinde, savaştaki gibi değil ama. Savaş büyük ölçüde yiğitlik işidir. Duygu vardır savaşta.
Eğitim Seviyeleri
Askerlikte düşük seviyedeki birliklerde diyelim talim vardır. O yükseldikçe öğretim baş gösterir. Aynen Platon'un teorik kesiminin öğretim görmesi gibi, burada da asker öğrenim görmesi gerekir.
Öğrenim görmemiş adamın kumandan olması tarihte çok enderdir, nadir durumlardır. Var mı? Var. Çağımızda Hitler, Stalin, Mao, Ho Chi Minh... Bunlar asker değildiler. Ama bunlar istisnai durumlardır. Ve çoğu kere de askerlik öğrenimi görmeden kumandan olanlar işi berbat ederler.
Savaşçılık vs Askerlik
Askerlik subaylıktan itibaren yahut tabii astsubaylıkta da bu söz konusu - bir meslektir. Savaşçılık bir çağıydı, devletler öncesi dönemde savaşlar cereyan etmişti. Obalar, boylar vesaire...
Savaş geçicidir. Savaş bittikten sonra gene işine döner. Asker öyle değil - rençber gibi, marangoz gibi, hekim gibi o sürekli o işle iştigal eder. O iştedir. Askerin yürüttüğü etkinlik harp. Asker olmayan çatışanlar savaşırlar - savaşçıdır.
Tabii ki askerliğin de altında yatan zeminde savaşçılık vardır ama o yetmez. Dediğim gibi onun üzerine çok ciddi bir öğrenim görmek gerekir.
Bir Anı: Asos'ta Aristoteles
Çok hoş bir şey anlatacağım Aristoteles'le ilgili yaşadığım bir şey. Bu Asos dönemi var ya Aristoteles'in... İki yaz önce gittim ben oraya, Asos'a. Hemen girişte bir Aristoteles heykeli var. Baktım Aristoteles'in heykeli falan...
Sonra yukarı doğru çıkıyoruz merkeze doğru. Orada yöresel böyle ürünler satan teyzeler var - böyle başı yazmalı Anadolu teyzesi. Kekik satıyor, zeytinyağı satıyor, şu satıyor. Bir baktım bir de buzdolabı mıknatısları var: Sokrates'in, Herakleitos'un, Aristoteles'in... "Üç babayı alayım" dedim işte - Sokrates, Platon, Aristoteles.
Fakat Platon yok! Satan teyzeye de sordum: "Teyze" dedim "Aristoteles var, Sokrates var, Platon niye yok?"
Dedi ki: "Ben Platon'u bilmem."
"Teyzeciğim" dedim "peki Aristoteles'i nereden biliyorsun, nasıl biliyorsun?"
Dedi ya: "Bizim eniştemiz o, bizden kız aldı!"
Böyle bir anı anlatmak istedim.
İyonya'nın çocuğu... Bir kısmıyla tabii, bir tarafıyla İyonya'nın çocuğu Aristoteles'in. İki tarafıyla değil mi?
Konuşmaya devam edeceğiz. Sadece bir kısmını, hayatının ufacık bir kesitini bu bölümde ele alabildik. Bir sonraki bölümde tekrar birlikte olmak dileğiyle, Aristoteles'i başka yönleriyle de tanımak... Hoşça kalın.
Yorumlar
Yorum Gönder