Ana içeriğe atla

Teoman Duralı ile Felsefe Söyleşileri 92. Bölüm


Platon'un Eğitim Anlayışı ve İdeal Devlet Yapısı

Bir önceki bölümde Platon'un eğitim ve öğretim metodolojisi üzerine konuşmuştuk. Bu akşam da aynı konuyu çiğneyip durduğumuz sakız gibi, eğitim ve öğretim anlayışını konuşmaya devam edeceğiz.

Eğitim ve Öğretimin Doğası

Eğitim, yaşamak için - gerek toplum gerekse doğa bağlamında yaşamak için - zorunlu bilgilerin yetişen insana zerkedilmesi olayı olarak anlaşılmıştır. Eğitimden öğretime yumuşak bir geçiş söz konusudur. Türkçede bu ikisini belirten, tebarüz ettiren sözler farklıdır. Yunancada da bu böyledir.

Yetiştirme sanatı olarak görülür eğitim. Çok yaygın olarak Frenk dillerinde kullanılan bir değiştir Yunancada "paidagogía" - pedagoji işte buradan geliyor. "Paideia" diye de adlandırılıyor.

Öğretim ise biçimsel bir olay. Öğretime yönelik bir gidiş söz konusu ama öğretimin biçimselliği çok düşük seviyededir Platon'da. Buraya çok yakındır. O yüzden çok uzun sürüyor.

Platon'un İdeal Devleti

Eğitilmiş Toplum Olarak Devlet

Platon devletini eğitilmiş, öğrenim görmüş bir toplum olarak tasavvur ediyor. Platon'un devleti siyasi, iktisadi bir işleyiş olmaktan ibaret değildir. Daha fazla eğitilmiş insanların bir aradalığıdır.

Bir araya gelen insanlar çıkar birliğiyle, kandaşlıkla, akrabalıkla bir araya gelmiyorlar. Burada en üst ilke ülküdaşlıktır. Ülküdür, idealdir bu. Ülkü, devletin ve onun hükümran olduğu ülkenin yaşatılmasıdır.

Ülkenin Kutsallığı

Bu ülkenin vasfı kutsallıktır. Tanrıların gölgelerini düşürdüğü bir toprak olarak düşünülmesi gerekiyor. Bir şey daha var: ülkenin savunmasında en önemli etken kadınlarının namusu ve şerefidir. Sadece doğup büyüdüğüm, atalarımın yaşadığı bir yer değil yurt, aynı zamanda kadınımın da yaşadığı topraklar olarak düşünülmektedir.

Bu, Atina'da Platon'da olmayan, Sokrates'ten aldığı bir ilhamdır. Kadın çok önemli bir yer tutuyor Platon'da. Isparta'nın da bunda çok etkisi var muhakkak. Sokrates de Isparta'dan çok etkilenen bir adam, savaşan bir adam.

Sparta'dan Farklılıklar

Ama Platon Isparta'dan önemli ölçüde ayrıldığı bir yer var: üretime çok ağırlık veriyor onun devleti. Özyeterliliğe sahip bir devlettir. Özerk olmanın şartı özyeterlilik - başkasına muhtaç olmamak. Bu hem birey hem de toplum için son derece önemlidir.

Bu anlamda Platon günümüzün zihniyetine, toplum ve iktisat yapısına çok yabancıdır. Mesela uluslararası ticareti istemiyor, sevmiyor. "Kendi yağınla kavrulacaksın." Aşırı zenginlikten nefret eder. Safahat tamamıyla Platon'a yabancıdır. Sefalet ve safahat - iki zıt kutup devletinde yer almaması gerekiyor.

Üç Tabakalı Devlet Yapısı

Halk Tabakası (Demos)

Platon'un devleti üç tabakalı, üç katlı bir bina. En alt katta demos - halk. Her şey bunun içindir. Ne yapılıp ediliyorsa bu devlette, halk içindir.

Ne yapar bu halk? Rençber, zanaatkâr. Evlenir, çoluk çocuğa karışır. Yaşamak için üretir, ailesini geçindirmek üzere. 18 yaşına kadarki eğitimin şamil olduğu topluluk bunlardır.

Asker Tabakası (Koruyucular)

Ondan sonra gelenler asker vardır yahut koruyucu. Bu çok özel bir olaydır. Bunlar devşirilen çocuklardır. Isparta'yı yine örnek alır ama Isparta'nın devşirdiği adamlar asker değil, üreticidir.

Devletin dışından, vatanın dışından delikanlılık çağında, aklı ve bedeni yerinde olan erkekler kaçırılıp getirilir. Bu Osmanlı'daki yeniçeriler gibi. Bunlar devletin halkına dağıtılır, orada yetişirler.

Belli bir yaşta - 12, 14 o civarda - kışlaya hapsedilir. Geceli gündüzlü talim görürler. Yakınları yoktur, kimseleri yoktur. Tek vardır: bütün devletin insanları yani millet bunların kardeşidir, atasıdır, annesidir.

31 yaşına değin görevdedir geceli gündüzlü. Ne yaparlar? Devletin halkını, yani milleti korumakla görevlidirler. Başka bir işleri yok. Özel mülkiyetleri yoktur, evleri, barkları, toprakları yok. Evlilik de yok.

31 yaşını dolduran emekliye ayrılıyor. Evlenir, çoluk çocuğa karışır. Ev alır, bark alır. Kendisine devlet bir tazminat ve maaş bağlar. Halka geçer.

Filozof Yöneticiler

Bunun üzerinde idareci filozoflar var yahut filozof idareciler. Bunlar özel öğrenim görmüş adamlardır. 35'e değin... O da çok ilgi çekici. Filozof olma yaşını 35-40'a bağlıyor. Kemal yaşı deriz ya bizde - Nebi yaşıdır, peygamberlik yaşı. Çok ilgi çekici bir nokta.

Genç filozof olmaz. Çünkü sadece kitabi bir olay değil bu. Yaşama tecrübesine sahip olman lazım.

Filozofların Yaşamı

Bu filozof yöneticilerin hayatı bir işkence. Evlenemez, malı yoktur, mülkü yoktur, eğlencesi yoktur. Dımdızlak bir yaratıktır. Biraz ruhban gibi mi? Değil, tamamıyla bir ruhban. O ruhbanın ilhamı buradan geliyor belki, büyük ihtimalle.

Bunun emekliliği falan da yok. Mahkumsun orada, bitti. Kimse, hiçbir olağan insan idareci olmak istemez.

Siyasi idareci ve aynı zamanda hukukçudur bunlar. Yani hukuki sorunları çözmekle de yükümlüdürler. Artı hekimdir. Bizdeki o üçlü: fakih, hekim, hakim burada vardır. Ama bizde bu kadar şiddetli değildir - bizde evlenir, ailesi var. Burada yoktur, kesin yasaktır.

Seçim Sistemi

Buraya gelen ve sana da sorulmuyor: "Sen idareci filozof olmak istiyor musun?" gibi bir şey sana sorulmuyor. Sen buna mahkumsun, seçiliyorsun buraya. İtiraz hakkın yok.

Kim seçiyor? Buradaki kurul kaç kişiden oluşuyorsa, o kurul buradan takviyeleri seçiyor. Bunun sırrını faş etmiyor. Bu şey çok andırıyor Tibet Budacı Dalai Lamaların seçilmelerine.

Kimse anlamıyor ne olduğunu. Gerçi burada lamalara gördüğümüz çocuk yaşta seçilmiyor. Eğitimin, öğreniminin son safhasına gelmiş insanlar arasından yani 16-17 yaşındaki delikanlılardan felsefe öğrenimi görecek olanlar seçiliyor.

Liyakat ve Kayırmacılık

Böylelikle her çeşit kayırmacılığı kesmiş oluyor. Devletin en büyük düşmanı kayırmacılık. Halk tabakasının üstünde yer alan tabakalarda liyakat vazgeçilmez bir şarttır. Liyakatten zerrece sapılamaz, taviz verilmez. Son derece sert kuralları vardır.

Tabii bunları gerçekleştiremiyor. İki kere teşebbüs ediyor, olmuyor, yürütemiyor. Kanunlar'da bu kitabında bundan vazgeçiyor. Ama bu o gün bugündür - en azından Batı Medeniyetleri camiasında, İslam'da olsun, Hristiyanlıkta olsun, dine dayanmayan, dini dışlayan Yeni Çağ Avrupa medeniyetinde olsun - bir ülkü olarak göz önünde tutulmuştur.

Şura Sistemi ve Eleştiriler

Bu şura hep bir ülkü olarak tarih boyunca karşımıza çıkıyor. En son Şura örneğiyle Sovyetler Birliği'nde karşılaşıyoruz. Bu kişiler hep burası göz önünde tutmakla birlikte, halk idarecilerin tercihinde, seçiminde asla müdahil değildir.

Platon'un kafasındaki soylular idaresi aristokratik, liyakat esasına dayanır. Bu biraz "halk için halka rağmen" dediğimiz yönetim oluyor. Popper o zaman biraz haklı oluyor eleştirilerinde.

Bu tamamıyla liberal kapitalizme, serbest sermayeciliğe karşı olan bir olaydır. Bunda komünizmin de, faşizmin de izlerini, ön adımlarını görebiliriz. Hatta Hristiyan Avrupa'yı kuran, Engizisyon mahkemelerini kuran ve o dini yönetimsel sistemi kuran mantığı da görebiliriz.

Kutsallık ve Saygı

Kutsallığın Doğası

Platon'un devletinde kutsallık baştacı edilen bir olaydır. Bu kutsal çok garip bir şeydir ve idealizme, ülküselliğe götürür. Kendisini dinsiz, Tanrı tanımaz, maddeci ilan eden erken devir komünistlerin de benzer kutsallığı vardı.

Kutsallık senin demin andığın dünyeviye tebdil olduğunda ortaya saygı çıkar. Saygı, birbirimize gösterdiğimiz lüzumsuz ihtiramları değil...

Benim tanıdığım en saygısız millet Amerikalılarda olmuştur. Kutsalın yoksa ve sen bir kutsallık icat ediyorsan, o pek oturmaz. Mesela Amerika'daki tarikatlara bakıyorum da, adlarını anmanın alemi yok, çok lüzumsuz kutsallık var. Yapay. Çünkü aynen o sonradan çıkma, sonradan görme bir din olarak tasavvur edeceğimiz Protestanlığın da birçok yönü buna cevaz veriyor.

Saygının Kaynağı

2016'da Almanya'nın doğusunda bir şehirde bir Pazar aşamına gittim, Protestan kilisesine. Arkadaşım eski talebem Faruk Akyol'la oturduk. Benim başta dikkatimi çekmedi, Faruk'un çekti: "Ya dedi, bu dini ayin değil ki burada gördüğümüz." Yerden göğe hakkım var. Dedim hakikaten dini bir tarafı yok.

Konserdi. Büyük Alman bestecilerinden başta Bach olmak üzere alınan bir takım parçalar ki Bach'ın %90'ı dinidir. Bunu koro halinde söylüyorlar. Ondan sonra konser bitiyor, millet kalkıyor çıkıyor. Ne bu Pazar sabahının ayini?

Kutsallığın Dil Sorunu

Kutsallığın gerektirdiği ve dile dökülemeyen, derinlerde olup biten olayları dile getiremiyoruz. Çünkü bunlar duyguya dayanır. Din bir duygu işidir. Duyguyu da anlatamazsın. Benzetmeler yoluyla, edebiyatın yaptığı da budur: benzetmeler, teşbihlerle anlatır.

Bilimin en sağlam görünür kısmı fiziktir. Fizikte teşbih falan yoktur. Ne anlatıyorsan dümdüz anlatırsın, pat diye verirsin. Bunun bir benzeri de hukuk. İnsan kesiminde pat diye şey yapılır. Onun için hukukçular da zaten saygısız görülürler - anlaşılır. Çünkü saygı da kutsallıktan neşet eden, dünyalaştırılmış saygıda gerekli gereksiz ifadeler vardır.

Kadın ve Kutsallık

En eski tanrılar kadındı - tanrıça. Avrupa'da aşağı yukarı 20. yüzyılın ilk çeyreğine değin kadının eli öpülürdü. Erkek kadının elini öperdi, özellikle Orta Avrupa geleneğinde bu söz konusuydu.

Niye? Bir ihtimal o çok eski dinlerin bir kalıntısı olur. Bu saygı ifadesiydi. Özellikle de Orta Çağ Avrupa'sında şövalyelerin, atlı askerlerin arz ettikleri bir itibar, hürmet nişanıydı. Centilmenlik, çelebilik dediğimiz şeydir.

Mesela bizde yoktu öyle bir şey. Zaten bizdeki kadın-erkek birlikteliği çok temeldeki toplum yapısında vardır. Yörüklerde görmezsin bu ayırımı. Orada da özel bir ihtimam gösterilmez. Kadın işte senin benim gibi bir yaratıktır, birlikte yaşayıp gidiyoruz.

Böyle görmüyordu Avrupa. Kadını üstün bir varlık, bir üstünlük atfederek davranıyordu. Bu Meryem Ana meselesiyle ilgili olabilir. Zaten Meryem Ana efsanesinin de bir ihtimal o çok eski dinlerin bir kalıntısı olarak gelmiş olması... Kibele kültüne falan dayandırırlar.

Sonuç Olarak

Kutsallık bizi bağlayan, serbestliği sınırlayan ve müellifi bulunmayan bir şartlar, şartnameler dizisidir. Frenkçe söylersek anonim bir olaydır. Platon'un devletinde bu baştacı edilen bir olaydır kutsallık.

Bunu nerede görüyoruz? Okulunda görüyoruz. Dine haddinden fazla ağırlık veriyor. Bunu kim söylüyor? Talebesi Aristoteles söylüyor. Aristoteles zaten Platon'un gizli kalmış köşe bucaklarını görüyoruz, çünkü Platon'u en yakından tanıyan canlı örnek Aristoteles olmuş.

17 yaşında geldiği Atina'da, 18 yaşında başladığı Akademya öğrenimini 40 yaşında noktalıyor. 20 yıl... Ve Platon'un en fazla üstte durduğu adamdır Aristoteles. Ve Platon'a en esaslı karşı çıkan da gene o olmuştu.


Felsefe ona düzmü bir dipnot değildir. Bundan sonrakiler... Platon'u ömür boyu tekrarlayacağız. Burada bitti diye bir şey yok, noktalı virgül var diyelim.


Yorumlar