Ana içeriğe atla

Teoman Duralı ile Felsefe Söyleşileri 91. Bölüm


 

Platon'un Eğitim Sistemi: Çocuk Bahçesinden Akademia'ya

Bir önceki bölümde Platon'un edep ve ahlak kavramının temellerini konuşmuştuk. Basiret, bilgelik, cesaret ve sadakat kavramlarına değinmiştik. Bu bölümde Platon'un eğitim ve öğretim kavramına bakış açısını ele almaya çalışacağız.

İdea-Kavram-Nesne Üçgeni Tekrarı

İdealar alemindeki eğitim anlayışıyla devam edelim. Bundan önceki konuşmalarımızda şöyle ne yapmıştık: bir ağaç resmi çizmiştik. Bu ne olsun? Bir çam ağacı. Bu İdealar aleminde bir varlık, bir İdea - nedir? Ağaç İdeası.

Ve bunun zihindeki yansıması kavram. Bir de bunun görünürlük dünyasında bir karşılığı var. Nedir o? Herhangi bir görünen, somut ağaç - bir çam olsun, akasya olabilir, o olabilir, bu olabilir. Bu bir var olandır - karşılaştığımız ne varsa var olan dedik bunu.

Şimdi bunu ne yapıyoruz? Bu kişi bu görünürlüğü algılıyor. Bu algılamanın da nasıl olduğunu gördük - daha sonra Aristoteles'te biraz daha ayrıntısıyla göreceğiz.

Cüzi ve Tümel İlişkisi

Cüzi (Tekil) Nedir?

Bunu görüyor, bu kişi karşılaştığı şu görünürü algılıyor. Nasıl algılıyor? Bu görünen ile zihnindeki kavramı uyuşturarak. Değildirler - günümüzün çakma deyişiyle net değildirler. Genellikler genelliği özelle bir araya getirmek lazım.

Felsefe dilinde özel olana özel demiyoruz, cüzi diyoruz. Yine bir nerede, ne olduğu belirsiz bir uydurma var: "tikel" diyorlar. Nereden gelir "tikel" diye bir söz? Türkçede yok. "Tekil" var ama "tikel" yok. Nereden geldiği belli değil, o yüzden ben bunu hiç kullanmıyorum - tamamıyla saçmalık bir şey.

Cüzi tek olandır. Tek olanın eşi bulunmaz - canlılarda bu böyledir. Canlı olmayanlarda cüziliği tam olarak tespit edemezsin. Çünkü her canlının kendine mahsus bir genetiği vardır - bunun eşi menendi bulunmaz.

Birey ve Cüzi Farkı

Sizin birey dediğiniz şey... Birey ile cüzi arasında bir fark var mı? Birey daha bir insanlaşma emaresi gösteriyor - insana benzerlik. Tespit ettiğimiz görünürde cüzi daha geneldir.

Biraz önce söylediğimle çelişir mahiyette söyleyeyim: mesela çakıl taşının da cüzisinden bahsedebiliriz - her ne kadar genetiği yoksa da. Çakıl taşının eşi vardır, birebir eşi vardır. Kumun, kum tanesinin eşi vardır. Bunlar canlı olmayanlardır.

Bilgi Edinme Süreci

Burada da ele aldığım mesela şu bir canlı olmayan. Bu bir cüzidir, tektir. Ve bu teki tek olarak kavrayamıyorum - bunu görüyorum. Burada şunu şöyle alıyorum: bunu bendeki tümele - eski klasik dilimizde buna "küll" denilirdi, Arapçadan gelen küll denildi - tümele bağlamadığı takdirde anlam taşımaz.

Anlam ve Bilgi

Anlam taşımadığı derecede bilgi halini almaz. Bunu gördüğümde "ah bu bir tebeşir" demem gerekir ki - bu daha bilgi değil. Sadece bir anlamdır - "nedir" sorusunun cevabıdır bu.

"Nedir?" - "Tebeşir." Bilgi bu anlam belirlemesi üstüne yüklediklerimle teşekkül eder. Yani bu ne işe yarar? Yazmaya yarar. Nerede yazar? Kara tahtada yazar. Bu soruların cevaplarını bir bütün haline getirdiğimde, bu cüzün anlamından bilgi üretmiş oluyorum.

Görev Görür Açıklaması

O tek olan şu cüzün anlamını... Başka, bununla "görev görür" - bu da benim bir uydurmam. "Görev görür" nedir? Fonksiyonel yani amacını bilmek. Fonksiyonel "görev görür" açıklamasını verdiğimde, şununla ilgili olarak hangi amaca... Zaten amaç olduğu vakit sonunda verdiğimiz, yaptığımız açıklama görev görür cinstendir, fonksioneldir.

Bu bize bilgiyi veriyor, bilgiyi sunuyor.

Öğrenme ve Hatırlama (Anamnesis)

Şimdi şu ağaç ile - cüzi bir ağaç ile - tümel olan, tümeli dile getiren kavram arasında bağlantıyı kuruyorum. Bu bağlantı kendiliğinden olmuyor - bu bağlantıyı bana birisinin öğretmesi lazım.

Yani ben şu kavramı hatırlıyorum - İdea aleminde vaktiyle görmüş olduğum ağacı zihnimde canlandırıyorum. Ama bu bir öğrenmeyi gerektirir - kendi kendine olmuyor.

Hatırlama (anamnesis) kendi kendine olmuyor - bu bana öğretilmesi lazım. Artı zihnimde ışıyan İdea'nın yansısı ile karşılaştığım var olan - görünür var olan - arasındaki bağlantıyı da kurmam lazım. Bu da bir öğrenimi gerektiriyor.

Aklın Rolü

Bu da aklı kullanmayı öğrenim oluyor. İkisinde de akıl var - her bilgi edinme işleminde unutulmaması gereken husus: akıl baş rolü oynar.

Duygu var ama o duyguyu yönlendiren, yöneten akıldır. Hayvanda da duygu var, duyu da var. Hayvanda önce zaten duyu var, o duyu duyguya dönüyor. Ama hayvan duygusu üzerine düşünemez. O duygu doğrudan doğruya hayvanı yönlendirir.

Hayvan ve İnsan Arasındaki Fark

Yönlendirirken orada yürürlükte olan hayvana içkin bir mekanizma var - kısaca buna içgüdü diyoruz. Genetik yapısı hayvanı idare eder diyelim. Hayvan türlerine göre içgüdüler değişir. Değişen içgüdüler çerçevesinde de hayvanın yönelimleri farklılaşır.

Evcilleştirme ve Eğitim

En bize yakın iki hayvan türü mesela kedi ile köpek - ikisinin tepki gösterdiği dış uyaranlar farklıdır. Bir belirli uyarana köpek karşılık verirken kedi tımıyabilir yahut tersi. Mesela ikisi aynı uyarana birlikte cevap veriyorlarsa, bu onların tabiatından ileri gelmiyor - bizim müdahalemizle, evcilleştirdiğimiz o tarafa yönlendirdiğimiz.

Hayvanı evcilleştirme de bir eğitim süreci. Gayet tabii.

Türler Yükseldikçe

Türler yükseldikçe - ki şimdi evrimciler beni lanetlesin, evrim amaçsız yürüyen bir süreç diyecekler - ben öyle görmüyorum. Aşağıdan yukarı çıkan bir basamaklaşma var bana göre. Benim anlayışım gerici bir anlayıştır - İslam'ın tekamülcü şeyinden hareketle söylüyorum bunları. Bu kadarcık da benim hakkım olsun.

Aşağıdan, yani en basit yapıdaki canlılardan insana doğru bir basamaklaşma olduğu kanaatindeyim. Dediğim gibi bu evrim biliminin kabul ettiği bir şey değil - nötürdür. Evrim bilimcilere göre öyle diyelim, bana göre değil. Bir değer atfediyorum.

Yükseldikçe türler - yani insana yaklaştıkça özellik babından - içgüdünün etki sahası azalır, sınırlanır. En üstteki türlerde - atlar da, filler de, yunuslar da, kargalar da, şahinler de, kartallar da, ne bileyim balinalar da - içgüdünün boşalttığı saha öğrenmeyle doluyor. Çok kısıtlı bir öğrenme olayı vardır.

Kedi Deneyi

Bunu yıllar ve yıllar önce bir deneyimde tespit etmiştim. Yani deneylerimde birinde bunu gördüm: annesinden ve başka kedilerden ayrı düşen o yavru kedi miyavlamıyor. Ne zaman tekrar annesine ve başka kedilerin arasına girdi, miyavlamaya başladı. Bunu ben kendim tespit ettim - başkaları etti mi etmedi mi bilmiyorum.

Bu çok basit bir deneyi. Benim biyolojim her olayda olduğu gibi klasiktir - öyle fazla şeyi, tahammülüm yok. Öyle moleküler biyoloji, moleküler genetik falan falan... Moleküller girdi mi zaten ben başlıyorum karıştırmaya.

Gözlemdir benim bütün derdim - yatarsın bir çalının çırpının arkasında, hayvanı ve hatta bitkiyi... Bitki üzerinde de bu gözlem yapılabilir. Uzun süre sabırla gözlemlersiniz.

Eğitimin Gerekliliği

Demek ki bu üçgen kendiliğinden oluşmuyor - bu eğitilmeye gerektiriyor. Burada eğitim başta gelen şarttır. Eğitim daha önce dedik insanın esasını teşkil ediyor - bu olmadan insanlaşan musun?

Öğreten ve Öğrenen

Eğitimde iki unsur baştacı edilir: öğreten, öğrenen. Öğreten ile öğrenen vardır. Kendi kendine öğrenemezsin, kendi kendine hiçbir iş yapamazsın.

Doğuştan hürdür insan. Evet, doğrudur. Ama hürlüğü öğreniyoruz - hür olma potansiyeliyle doğuyoruz. Demin dedim ya, hayvanın içgüdüsünün yönlendirmesi söz konusudur.

O içgüdünün niteliğini tespit edemiyorsan, o hayvandan yararlanamazsın arkadaş. Her kedi fare tutmaz, fare avlamaz. Fareci kediler vardır, fareci olmayan kediler vardır. Nereden anlayacaksın? Küçüklükten hayvanı ava alıştırarak - onun güzel bir terbiyesi vardır. Buna cevap veriyorsa o kedi fare avcılığına çıkar, yoksa ondan bir sonuç alamazsın.

İnsan Potansiyelinin Belirsizliği

Halbuki insanda kuvvetler belirsizdir - her yöne yönlendirilme ihtimali vardır. Baskın olan kabiliyetlerimiz var - bunları keşfetmek son derece zordur. Baskın olmayan kabiliyetleri işletirsen, bir şey çıkar mı? Çıkar gene çıkar.

Vaktiyle Doğu Almanya'da yaşıtım olan bir gençti, arkadaş olmuştuk. Ve Doğu Almanya komünist rejimde öğrenim de planlıyordu. Adamlar merkezde planlıyorlar: "Bizim şu kadar mühendise, şu kadar hekime, hemşireye, ne bileyim ben ona buna ihtiyacımız var. O mesela arkeoloğa ihtiyacımız yok."

Ve üniversite giriş sınavlarında arkeolojiye başvurduğun takdirde ret cevabı alıyorsun. O arkadaşım arkeolog olmak istiyordu - liseyi bitirmiş, arkeoloji okumak istiyordu. Başvurusuna olumsuz cevap verdiler. Dediler ki: "Bizim bu yıl alacağımız adamlar işte şu şu şu şu şu şu mühendislikler - her mühendislik de değil, belirli bir takım mühendislikler tespit etmişler. Bunlar da alınır. Falanca tıp konusunda adam alınacaktır" falan falan.

"E ne yapacaksın?" dedim. "İki ihtimal var" dedi, "ya okumayacağım, üniversiteye girmeyeceğim, ya da istemediğim bir konuyu seçeceğim." Nitekim onu yaptı - hiç istememekle birlikte elektrik mühendisliğine girdi.

Demek ki onda başat olan kuvvenin yerine bir başkasını konuşturabilirim. Kediden bekliyorsan yaptıramazsın bunu - bir sürü öyle özelliği vardır, mümkün değil, yaptıramazsın, beceremez.

İnsan düşünen bir varlık olduğundan, duyguları el vermese bile, düşünmesi el vermeyen duyguları o istikamete yönlendirebiliyor.

Platon'un Eğitim Sistemi

Çocuk Bahçesi (6 yaş)

Temel öğrenimdeki... Temel öğrenim... Üstadımız 6 yaşından başlatıyor. Şu olağanüstü öngörüye bakın: çocuk bahçeleri lazım diyor Platon - çocuk bahçesinden bahsediyor. Almancada kindergarten dedikleri olay - çocuk bahçesi Türkçesi.

6 yaşından itibaren... Bu "bahçe" değil - bu da bir türlü anlam veremediğim bir zırva. Bağ yok mu? Bağı biliyoruz değil mi? Bu "ba". Bu "ba" - bu "çe" küçültme ekidir. Küçük bağ demek. Bu nereden çıkıyor? Nasıl bir rezilliktir bu? Hiçbir manası yok ya. Kökü, kökeni olmayan ne varsa buna talibiz, bu kulaç atıyoruz.

Bunun aslı bağdır - küçük bağ: bahçe. O "çe" küçültme ekidir. Bu kadar basit ya. Niye bu var da, bu yazılıyor da, bu çiziliyor da, niye bu farklı bir şekilde yazılıyor? Bunun aslı budur.

Oyun ve Doğal Eğitim

6 yaşında başlıyor eğitim ve çocuğun yaşı büyüdükçe öğretim, eğitimin yerini almaya başlıyor.

Bu çocuk bahçesinden kastı bir oyun alanı gibi - oyun alanı. Oynarken öğreniyorsun - doğal eğitim çünkü doğal bir süreç olarak yürüyor. Söyledik ya bunu 10.000 kere tekrarladık - Sümerlerden beri doğal bir süreç olarak.

Yani doğaldan kasıt nedir? Tabii ki doğadaki gibi değil ama toplumun içindesin, kültür çerçevesinde yaşıyorsun. Özellikle sen oturtulmuş, çivilenmiş değilsin. Zihnine bir takım bilgiler boşaltılmamış. Doğal bir şey içinde kendiliğinden neredeyse yol alan bir öğrenme süreci var.

Son dönemlerde Finlandiya bu eğitim metoduna döndü - bu disipliner eğitim metodundan bu bahsettiğimiz çocuk bahçesi dediğimiz kavramı hayata geçirdi ve çok ciddi anlamda başarılar elde etti.

Eğitimin İçeriği

Ne yapıyor çocuk? Soruyor: "Bu nedir?" diyor. "Bu şudur" deniliyor. Diyor: "Bu ne işe yarar?" "Şu işe yarar, şöyle kullanırsın."

Çocuğun ortamına göre - kırsal bir sahada yaşıyorsa - hayvanları gösterirsin, hayvanların nasıl çoğaldıklarını görür. Görerek edinir bunlar - hep görerek edinilen olaylardır. Görmenin mümkün olmadığı yerde görmeye en yakın işitme veya koklama kabiliyeti aşılanır çocuğa.

Karma Eğitim

Kızlı erkekli - Platon ayırmaz. Hızlı erkekle bu eğitime tabi tutulmaktadır. Çünkü hayat kadın-erkek bütünlüğüyle sabittir. Bu da devrin Atina şartlarına çok aykırı bir olaydır.

Platon'un vazgeçilmez örneği Sparta - hep Sparta'yı göz önünde tutarak eğitimde vazgeçmediği bir usul: sertlik, disiplin ve zora alışma.

Sertlik ve Disiplin İlkesi

Ne kadar yumuşak ortamda yaşarsan o derece zaaf içindesin. Çünkü hayat hep senin gördüğün şu andaki rahatlığı sürdürmez. Bu bozulan şartların karşısında apışıp kalmayasın - bu her toplum ve her durum, her çağ için geçerlidir Platon'a göre. Hiçbir zaman bunu gözden uzak tutmamak lazım.

Beden Eğitimi

O bakımdan yetişen insan - kadın ya erkek - her şeyden önce beden eğitimine alıştırılması lazım, beden eğitimi görmesi lazım.

"Sağlam vücutta sağlam kafa" - Hippokrates'in ünlü lafı bugüne değin sürüp gelmiş. Ve Platon buna son derece önem verir: sağlam bedende sağlam bir zihin yapısı. Beden yumuşadı mı, düşünmemiz ve duygularımız da mel vermeye başlarlar.

Dört İlkenin Bozulması

Geçen konuşmamda dört ilkeden bahsetmiştim: Sadakat var, basiret var, hikmet var, cesaret var. Bunlar topyekün mel vermeye başlarlar. Yerlerini ne tutar? Rahatça menfaat perestlik girer işin içine.

İnsanın en büyük düşmanı Platon'a göre çıkarcılık. Çıkarcılık bir zeka oyunudur. Zeka çıkarımı gözetmeyi yerinde işe yarar bir şey gibi göstermekle birlikte, aslında bumerang misali beni vurur.

Ben seni düşünmüyorsam, sen de beni düşünemezsin - düşünmezsin değil, düşünemezsin. Seni kaldıracağım ki, senin yaşamanı temin edeceğim ki ben de... Dedik ya toplumun dışında hayat yok.

Platon'un Toplumculuğu

Platon'un toplumculuğu öyle çağdaş toplumculuklardaki gibi alengirli maleri falan değil, iktisat bilmem ıvır zıvır şunda değil. Çok basit bir düşünme yapısına sahiptir: Ben ancak toplumum birlikte, başka insanlarla yaşama imkanına sahibim.

Symbioz diyor buna - yaşam ortaklığı. Sonra sadece biyolojiye mal edilmiştir, halbuki esasında toplum için düşünülmüştür.

Bu çıkarcılığın olduğu yerde herhangi bir ilahiyat, iktisat, siyaset yönünü düşünmüyor - çok çıplak bir yaşama ortamı babında söylüyor bunu bize.

Aile Metaforu

Aileyi düşün - ben ailenin diğer fertlerini ezersem, beni kim destekleyecek? Toplum... Platon'un toplumu, devlet bir aile gibi düşünüyor ama kandaş aile değil, ülküdaş aile - aynı ülküler çerçevesinde toplanmış insanların bir arada yaşaması kastediyor.

Çok doğal, çok esaslı bir toplumculuk var. Burada herhangi bir takıntı değil, bir toplumcu takıntısı, toplumculuk değil. Şu veya bu ahlakı aşan ilkeleri düşünmüyor - hep baştacı ettiği ahlaktır her şeyde, her konuda.

Ve o ahlakın bir yanardağı gibi düşünürsek, ahlakın ındifaı devlettir. Baş ateş, şeyden çıkan - yanardağdan çıkan en baş, en güçlü ateş topu diyelim: Adalet.

Öğretim Safhası (10-18 yaş)

Öğrenim nerede kendini gösterir? Aşağı yukarı 17-18 yaşında genç temel öğrenimini tamamlar.

Önceleri oyundu, beden eğitimiyle, şöyle bir... 10-12 yaşları civarında hesap, yazıma, okuma vesaire başlar. Orada zaten eğitimden öğrenime doğru bir geçiş vardır - çok yumuşak bir geçiş.

Yani okula başlıyorsun - işte çocuk bahçesi diyelim, daha sonra okul geliyor. Bugünkü bakış açımıza göre bayağı ileri bir yaşta okul başlıyor - şöyle 10 yaşlarında falan. Ve orada artık öğrenim karşımıza çıkıyor.

Görünürlük Dünyası Ağırlıklı

Bu öğrenimde de baştacı edilenler gene görünürlük dünyasıdır. Bütün topluma mı bu anlattığınız süreç? Bütün topluma - kadına, erkeğe, herkese. Yine görünürlük dünyasıyla çok sıkı bir bağlantı içindesin.

Tek istisna görünürlüğü aşan matematiktir. Ahlak da, edep de görünürlüğü aşıyor ama o o kadar sana yumuşak ve doğal bir biçimde yediriliyor ki farkına varamıyorsun. Ama matematikte bu becerilmiş bir yaşta verilmeye başlanıyor.

Matematik İstisnası

Neden? Çünkü onun burada yansıması yok - matematiğin yansıması yok. Sadece burada yansıması... Bunu sen kültür hayatında dışlaştırmışsın. Matematiği doğaya... Kağıt üstünde yazarak, çizerek dışa vurabiliyorsan.

Bir de gene Platon'un büyük bir dehası: matematiği kullanılır hayata da uygulıyor - kullanılır hayat, pratik hayata yani. İşte gemi inşasında, gemilerin denge hesapları, bina inşaatında... Mühendislik dediğimiz sahaya götürüyor şeyleri, bunu yayıyor.

Yüksek Öğrenim (18-35 yaş)

Ve o artık bu öğrenimin başlangıç safhası - biraz önce söylediğim gibi 18-19 yaşlarında bitiyor temel öğretim, temel öğrenim.

Bundan sonra öğrenim yüksek öğrenim - o aşağı yukarı 35'e kadar sürer ve herkese açık değildir.

Bu temel eğitim bütün toplumun genelini kapsarken, yüksek öğretim herkese açık değildir. O sadece erkeklere açık bir olaydır. Kadınlar yüksek öğrenim alamıyor mu? Hayır hayır, felsefe... Bütün her erkek giremez ona.

Seçim Süreci

Daha sonraki konuşmamda bahsedeceğim: filozoflar kurulunun tespit ettiği gençlerden o öğrenime aday gösterilirler. Onlar felsefi öğrenime geçerler.

Platon'un felsefeden kastı bütün bilimleri, ilim dediklerini kucaklayan bir sanat, bir araştırma, bir düşünme olayıdır. Araştırma dedim - buna çok vurgu yapıyor. Orada son derece vurgulanan bir olaydır.

Akademia'da Araştırma

O kesimde öğrenim görenler - yani o okulda, Akademia'da diyelim - öğrenim görenler evvel emirde araştırmaya yönlendirirler - teorik veya pratik fark etmez. Zaten ikisi Platon'da iç içe yürür.

"Fayda görmeyeceğim ilimden Allah'a sığınırım" düsturuna uygun bir anlayışı vardır. Salt teorik, salt pratik olabilir var. O var ama en güzeli, en üstün olanı teorik arka plana dayalı kullanımdır - kullanılır bilgilerdir.

Müzik ve Sanat Eğitimi

Beden eğitimi çok önemli bir yer tutuyor. Onun yanında müzik var - ondan bahsetmedim. Müzik çok önemsediği bir olaydır.

Yumuşatıcı, böyle peltekleştirici cinsten müziklerden nefret ediyor. Canlandırıcı, mücadeleye teşvik edici nameler - marş gibi. Hep kafasında zaten askerlik vardır Platon'un. Hep askeri bir zihin yapısı içindedir.

Müzik de böyledir: coşturan ama başıboş coşturma değil, mücadeleye teşvik edici anlamda nameler söz konusudur.

Şiir de böyledir - böyle pelte haline getirecek işte aşk-beş şiirleri falan falan değil.

Yurt Sevgisi ve Milliyetçilik

Platon'un vazgeçemediği bir tutku: yurt sevgisi. Hocası Sokrates'ten ayrılır bu noktada - çok ayrılır. Sokrates bütün bir insanlığı ve dünyayı düşünür: "Ben Atina vatandaşı değil, dünya vatandaşıyım" falan gibi bir şeyler. Bunlara girmez Platon.

Kavmi anlamda milliyetçilik falan yoktur - zaten kan tapma olayı tamamıyla itilen, istenmeyen bir şeydir Platon'a. İnsanın doğup büyüdüğü ve atalarının yaşadığı topraklara, yurda sadakat çok önemlidir.

Kültür milliyetçiliği biraz - kültür milliyetçiliği diyebilirsin. Ve o toprakların idaresi - yani dev, oba, aile falan değil - devlettir esas olan.


Bir sonraki bölümde buradan devlete geçerek konuşacağız bunu. Platon'un ahlak anlayışı, eğitim anlayışı, öğretim anlayışını konuşmaya devam edeceğiz tabii ki.

Sonuç: Bütüncül Bir Eğitim Felsefesi

Platon'un eğitim sistemi, 6 yaşından 35 yaşına kadar uzanan kapsamlı bir süreçtir:

6-10 yaş: Çocuk bahçesi - oyun temelli doğal eğitim 10-18 yaş: Temel öğretim - görünürlük dünyası ağırlıklı, matematik dahil 18-35 yaş: Yüksek öğretim - seçkin gençler için felsefi araştırma

Bu sistem karma eğitim, beden eğitimi, disiplin, ahlaki değerler ve yurt sevgisi üzerine kurulmuştur. Amacı sadece bilgi aktarmak değil, ideal devletin ideal vatandaşlarını yetiştirmektir.

Platon'un bu eğitim anlayışı, günümüz modern eğitim sistemlerinin birçok özelliğini öngörmüş olması bakımından da son derece dikkat çekicidir.


Yorumlar