Nazar ile Manzara: İslam Medeniyetinin Nazari Yapısını Anlamak
İhsan Fazlıoğlu ile Söyleşi
Sunucu: Gökdemir İhsan
Gökdemir İhsan: Merhaba, "Nazar ile Manzara"ya hoş geldiniz. Kıymetli hocam İhsan Fazlıoğlu ile birlikte çeşitli manzaraları nazarınıza arz etmeye çalışacağız. Hocam hoş geldiniz.
İhsan Fazlıoğlu: Hoş bulduk efendim, iyisiniz inşallah. Bu programın hayırlı olmasını diliyorum.
"Nazar ile Manzara" Ne Anlama Geliyor?
Gökdemir İhsan: İlk önce şu isimle başlayalım: İnsanlar duyunca şaşırmış olabilirler. Nazarla ne kastediyoruz, manzarayla ne kastediyoruz?
İhsan Fazlıoğlu: Her şeyden önemlisi şöyle bir örnekle izah edeyim: Diyelim ki Süleymaniye Camisi'ne gittiniz, onu seyrediyorsunuz. Orada cisimleşmiş bir yapı var - doğal değil, yapay bir yapı. O yapıyı bir arada tutan elementler var; bugün harç, çimento kullanıyoruz ama o dönemde yumurta akı ve benzeri şeylerle bir araya getirilmiş bir bütün oluşturulmuş. Bu bir manzaradır. Bu manzarayı siz seyrediyorsunuz, buna biz Arapçada "nazara" diyoruz - yani bir şeyi gözle seyretmek.
Ama bir de şunu biliyoruz ki bu Süleymaniye Camii'ni bir araya getiren sadece o taşlar ve harçlar değil. Aynı zamanda bir fikir var arkada: matematik var, fizik var, malzeme bilgisi var, değer dünyası var, anlam dünyası var. Onlar da o yapıyı, o manzarayı oluşturuyorlar.
Nazari Faaliyet Nedir?
Nazar ile Manzara'da esas olarak yapmak istediğimiz şey, bu Süleymaniye örneğindeki cismi böyle var kılan nazar nedir, teorik bakış nedir, hangi kavramlara, hangi önermelere dayanıyor bunu anlamak. Bunu sadece Süleymaniye örneğinde tekil bir örnek üzerinden değil - bir kitap, bir matematik metni, bir savaş, herhangi bir hat eseri... İslam medeniyetinde üretilmiş ya da bugün üretilmiş manzaraları ele alacağız.
Gökdemir İhsan: O zaman siz nazarla iki şeyi kastediyorsunuz: hem nazara vereceğiz seyircimizin nazarına, hem de aynı zamanda nazariyat yapacağız.
İhsan Fazlıoğlu: Aynen öyle. Yapılmış, ortaya konulmuş bir manzara var. Bu manzara çeşitli bileşenlerden oluşuyor. Biz bunu yorumlayarak yeni bir nazari faaliyetin konusu kılmaya çalışacağız. Böylece hem geçmişte üretilmiş manzaralarla irtibat kuracak, hem de bugünkü inşalarımızda bu tecrübeyi nasıl kullanabiliriz, yeni manzaraları - kendimize ait manzaraları - nasıl inşa edebiliriz diye düşüneceğiz.
Çünkü ben şuna inanıyorum: Her kültür kendi gökyüzüne bakar. Kendi gökyüzümüzü inşa etmemiz lazım. Bu inşa faaliyeti de basit bir faaliyet değil, çok güçlü bir nazari faaliyet ister.
Nazarın İki Boyutu: İstidlali ve Keşfi
Gökdemir İhsan: Siz manzaraları sayarken epey çeşitlendirdiniz. Neredeyse her şeyi konu edebiliriz ama her şeyi aynı derinlikte konuşamayız. Ben daha çok kendi alanımdan, metafizik ve akli bilimler açısından bakacağım.
İhsan Fazlıoğlu: Nazar hep iki anlamlı olduğu için ona girelim. Nazar deyince genelde Türkiye'de teorik bir duruş, felsefi bir tutum, rasyonel istidlali çıkarımsal bir şey anlaşılıyor. Ama klasik geleneğimizde nazarın iki anlamı var:
- İstidlali nazar
- Keşfi nazar
Dolayısıyla ikisini birlikte ele alacağız. Hem akli, rasyonel, çıkarımsal, akla dayalı nazari faaliyet sonucunda ortaya çıkan manzaralar, hem de bunun keşf tarafı. Bu keşf öyle mistik bir şey değil, okült bir şey değil. Mevcut biçimsel dizgeler dışında insanların hâsıl yakalamalarını, belirli tecrübeler eşliğinde o manzaraya dahil olmasını kastediyorum.
Şiir Örneği
Bir şairin şiirini analiz ettiğinizde oradaki rasyonalist unsurları gösterebilirsiniz - kullandığı dil, kelime dağarcığı vs. Ama o şiirin o şekilde bir araya gelmesi sadece rasyonel izahlarla açıklanacak bir şey değil. O şiirin şairin kendi iç dünyası, şiir becerisi gibi unsurları da dikkate alarak konuşmak lazım.
Gökdemir İhsan: Bu aslında Batı düşüncesinde de benzer. "Teori" malumunuz aslında yine bakış ve "teatr" (manzara) aynı köklü kelimeler, Arapçadaki gibi. Ama bir süre sonra teori o keşfi tarafını kaybediyor, spekülasyona eşdeğer hale geliyor.
Katmanlı Düşünme ve Saçaklı Analiz
İhsan Fazlıoğlu: Şunu belki baştan koymak lazım: Hangi kültür olursa olsun, o kültürün bir kavramı ya da manzarası üzerine konuştuğumuzda - her şeye manzara diyelim, kavrama da manzara diyebiliriz - tek katmanlı değil, ontolojik tabakalar var.
Şu kalemi bütün olarak görüyoruz ama bu kalemin bileşenleri var. Daha bilimsel düşündüğümüzde bunun atomları var, fermiyonları var, bozonları var. Gördüğümüz her şey fizik dünyada katmanlardan, ontolojik tabakalardan oluşuyorsa, kültür de böyledir.
Süleymaniye Örneği Tekrar
Süleymaniye örneğinde bir sürü bileşen var. Bunu sadece maddi ilkelere geri giderek izah edemezsiniz. Oradaki matematik çok önemlidir, taşların yapısı çok önemlidir, ama onu bir araya getiren kavramlar, değerler... Cami formu niye kilise formu değil? Onu yapan mimarın anlam değer dünyasının oraya beslenmesi...
Buna ben "saçaklı düşünme" diyebilirim, "katmanlı düşünme" diyebilirim. Taşköprüzade (1561'de ölen Osmanlı düşünürü) "et-tefekkür bil-mukavvim" diyor: herhangi bir şeyi kurucu unsurlarını dikkate alarak düşünmek.
Çorba Metaforu
Lokantaya gittin, önüne çorba kondu. Sen o çorbanın hangi bileşenlerden yapıldığını dikkate alarak çorbayı yemezsin, onun bütününü yersin. O sende bir zevk, bir tat uyandırır. Ama biliriz ki o yemeğin o şekilde varlığa gelebilmesi için nice bileşenler var: havucu bir yerden geliyor, patlıcanı bir yerden geliyor, mutfakta bir araya getiriliyor, aşçının kafasındaki yemek formuna büründürülüyor.
İdrak ve Gerçeklik İlişkisi
İhsan Fazlıoğlu: Her şey bizim zevkimizin konusu değildir. Zevk, tezevvükten - zevkten uzaklaşmayı - getirir. Mesela bir müzik eseri dinlediğinde onu analitik olarak düşünmeye başlarsan ondan zevk alamazsın.
Ama herhangi bir manzarayı bilgimizin konusu kıldığımızda - ister istidlali bilgi olsun, isterse keşfi bilgi olsun - ister istemez onu o yöntemin içerisinde belirli parçalara ayırarak ancak idrak edebiliyoruz. İdrak yakalamak demek. Neyi yakalıyorsun? Bir şeyi yakalamak, onu yerinden söküp alıp kendine taşımak demektir.
Gerçekliğin Sunuluşu
Gerçekliğin kendini bize sunuş biçimi bizden bağımsız değil. Esas itibariyle idrakimizle ilişkisi var. Onu ben zihnimde olduğu gibi taşımıyorum. Ben bir yansıtıcı değilim, pasif değilim. Onunla ben de bir ilişkiye giriyorum, onu yerinden ediyorum aslında.
Gökdemir İhsan: Şunu anlıyorum: Siz şeylerin bizim idrakimize zaten verili olduğunu, sunulduğunu söylediniz. Antik dönemde bulabildiğimiz bir nesne ve idrak anlayışına geldiniz.
Metodumuz: Hakkında mı, Üzerine mi Konuşmak?
Gökdemir İhsan: Bizim usulümüz ne? Şu anda ne yapıyoruz burada nazariyatı yaparken? Bilim mi yapıyoruz, felsefe mi yapıyoruz?
İhsan Fazlıoğlu: İki türlü konuşma var: üzerine konuşmak ve hakkında konuşmak. Ben bunu önemsiyorum.
- Üzerine konuşmak: Etrafında dolanmak, bir tür top top çevirmek demektir. Genelde günlük hayatta hep böyle konuşuyoruz.
- Hakkında konuşmak: Onun hakikatini konuşmak demektir. "Hak" kelimesi aynı zamanda hakikatle de alakalı.
Hakikat ve Sabitlik
Her şeyin kapladığı bir yer var. İyilik dediğinizde bunun bir yeri vardır, matematiksel nesneden bahsettiğinizde bunun bir yeri vardır. Bu yer fiziksel olabilir, zihinsel olabilir, dilsel olabilir. Biz bu yerde bulunan şeyin o yerde oluşunu mümkün kılan hakikatini konuşuyoruz.
Hiçbir şey tesadüf değil. Fiziksel dünyada her şeyin bir yeri var, biraz kaysa her şey karışır. Dilde de her şeyin bir yeri var, cümleyi ona göre kuruyorsun. Ne kadar zorlasan zorla, rüyanda bile özne-yüklem ayrımından kurtulamazsın.
İşaret Edilebilirlik
Ben işaret edilebilirler üzerinden gidiyorum. Sana işaret ediyorum, bu bardağa işaret ediyorum. Bu işaret edilebilirliği mümkün kılan hakikati konuşmamız lazım. O zaman onun oradaki yerini anlayabiliriz. Aksi takdirde her şey birbirine girer, o düzen bozulur.
Diyalektik Metot: Cem ve Tefrik
Gökdemir İhsan: Bu anlattıklarınızda bana en yakın gelen metot diyalektik metot geldi. Yani cem ve tefrik: bir taraftan bütünü analiz ederken tefrik ederken, diğer taraftan da onları bir araya getirip tek bir idea etrafında, altında toplayıp onları cem edip nazara verebilmek.
İhsan Fazlıoğlu: Söylediklerin çok önemli. İki şeye altını çizeyim:
Ad Koymak ve Sınır Belirleme
Birincisi ad koymak dedin - harika! İşaret edilebilirlik yoksa ad koyamazsın. "Ad" (name) İngilizcede köken itibariyle "noosa"ya kadar geri gidiyor - sınır koymak demek. İsim kelimesinde de bu var. Sen bir insana isim koyduğunda onu diğerlerinden ayırıyorsun, sınır koyuyorsun.
Terim en üst düzey terimi: "terminus" Latinceden gelir, Roma sınır tanrısı demek. İki devlet savaştığında barıştıklarında bir sınır çiziyorlar, onun koruması için oraya bir put koyuyorlar, buna "terim" denir. Istılah kelimesi de buradan türer - barış getiren kelime demek.
Eğer işaret edilebilirliklerimiz net değilse tartışırız. Senin ne kastettiğin, benim ne kastettiğim açıksa kavga eder miyiz? Etmeyiz. Kavgalar genelde anlam uyuşmazlıklarından çıkar.
Diyalektik Yaklaşım
İkincisi dediğin diyalektik gayet doğal. Belirli bir ilişki ağı içerisinde her şeyin varlığa geldiğini düşünüyorsak, bu ilişkiyi göz önünde bulundurmak zorundayız. Aksi takdirde yalıtılmış, mekân-zamandan kopartılmış mutlak bir durum ortaya çıkar. "Mutlak" "talak edilmiş" demek - boşandırılmış, kayıtlardan azade.
Biz hepimiz zaman-mekân kayıtlıyız, şu konuşmalarımız bile mekân-zamana kayıtlı.
Yeni Nazariyat İnşası
Gökdemir İhsan: Bu nazar meselesi ve yeni nazariyatı bizim üretmemiz, yeni inşa faaliyet... Bu herhalde bilgisiz olmayacak bir şey?
İhsan Fazlıoğlu: Bilgisiz niye olsun? Ben bilgiyi her şeyin temeline koymuyorum ama bilim bilginin önemli bir türüdür.
Bilgi Nedir?
Bilgi esas itibariyle işaretler arasında kurulan irtibatlardan elde edilen hasılat. Türkçede "ilgi" kelimesinden, "ilemek" kelimesinden geliyor. Ormana girdiğinizde işaretler koyun - dal kırın ki kaybolduğunuzda bulunabilesiniz. İlem, o işaretleri bir araya getirip bir bütün elde etmektir. Arapçada da böyle: alametleri bir araya getirip bir ilim elde etme.
Bilgi Türleri
Bilgi derken hangisini kastediyoruz?
- Malumat mı?
- Marifet mi?
- İlim mi?
- İrfan mı?
- Hikmet mi?
Bunların hepsi bilgidir. İngilizcede de böyle: data, knowledge, wisdom, gnosis...
Aristoteles'i niye "ilk filozof" ya da "ilk hoca" kabul ederler? İnsanın ürettiği bilgileri sistematik olarak sınıflandırmayı ilk yapan o. Tecrübi bilgi nedir, alet bilgisi nedir, ispatlı bilgi (episteme) nedir...
Bilgisiz İnşa Mümkün mü?
Tüm ontolojik tabakaları dikkate alarak bilgiyi kullanırsak, bilgisiz bir şey mümkün değil. Şu alet-edevat bilgi değil mi? Senin giydiğin elbiseler bilgi - tekstil bilgisi, bağlam bilgisi var.
Şiir bile bir bilgidir ama farklı bir bilgidir - istidlali değil, hadsi (sezgisel). Şiir için de "inşa" diyoruz.
Derinlik ve Yüzeysellik
"Yüzeysel düşünmek" diye tabir var. Yüzey matematikte derinliği olmayan şey. Düşünceye derinliğini ne verir? Tarih verir - belirli bilgi birikimini analiz ederken tarih derinlik katar. Yöntem katar - belli bir yöntem dahilinde analiz ettiğinizde derinlik katar.
O derinliği nereden geliyorsa - hangi alana aitse - ona göre o derinliğin kaynağı değişecektir. Üçüncü boyutu ihmal etmeden düşünmek lazım.
Süleymaniye'nin İnşası: Çok Boyutlu Bilgi
Gökdemir İhsan: Süleymaniye örneğiyle gidersek, orada topografi bilgisi, zemin bilgisi, zemin etüdü, mimarisi, akustiği, süslemeleri, hat sanatı... Peki bu nazari faaliyetimizde bu inşayı nasıl gerçekleştireceğiz?
İhsan Fazlıoğlu: Önce nazarın ne olduğu üzerine konuşmamız lazım. Dedik ya nazar ikiye ayrılır: keşfi ve istidlali. İstidlali nazar üzerine konuşalım.
İnsan çift kanatlıdır:
- Aşırı rasyonalite bir süre sonra busala (kuruluk) neden olur
- Aşırı hasiyat (sezgisellik) bir süre sonra müphemiyet (belirsizlik) neden olur
Müphemiyet nedir? Belirsizlik, sınırsızlık. Sınır koyamazsın. Herkes bir şey söyler: "Benim rüyamda gördüm", "İçime doğdu"... Karmakarışık olur, hesabı verilebilirlik ortadan kalkar.
Biz toplumsal hayatı büyük oranda istidlali, rasyonel bilginin üzerine kuruyoruz. Sınırlar belli olsun: haram-helal belli olsun. Haram sınır demek - neye göre sınır çizeceksin?
İstidlali Nazarın Beş Aşaması
İhsan Fazlıoğlu: Nazar nedir? Klasik ve modern gelenekte tanımını yapalım:
1. Akılla Görmek
Şunu beş duyumla görüyorum ama benim akılla görmem lazım. Akılla görmek onun içine girmek demektir. Fiziksel olarak giriyorum - teleskop yapıyorum, mikroskop yapıyorum, uzaya araç gönderiyorum.
Şöyle gökyüzüne bakmak güzel bir başlangıç ama seyredersin onu, beş duyuna konu olur. Ben ona akılla bakmaya başladığımda: "Bu gezegenler nasıl dönüyor? Nasıl orada boşlukta duruyorlar? Boşluk var mı?" - işte akılla bakmaya başladın.
2. Kurucu Unsurları Tespit Etmek
O içine girdiğin şeyin kurucu unsurlarını tespit ediyorsun. Şu kalemin rengini değiştirdiğimde kalem olmaktan çıkmıyor, boyutunu uzattığımda da çıkmaz. Buna kalem dememi mümkün kılan kurucu unsurlar var.
Matematik örneği: 2'ye 2 dememi mümkün kılan ne? Çift diyorum, tek diyorum, asal diyorum - bunlar gelişigüzel özellikler değil, onu o yapan kurucu unsurlar.
3. Nedensel İlişkiler Kurmak
Bu kurucu unsurlar arasında nedensel ilişkiler kuruyorsun. Düşünmek nedenlemedir. Eğer nedenleme yapmıyorsan bir şeyi düşünemezsin, kafan karmakarışık olur.
Dünyada ekonomik kriz oluyor - nedenleyemediğin zaman aval aval bakıyorsun. Bilenler onun nedeninin bilgisine sahip.
4. Tümel Kural Üretmek
Bu nedenlemeden hareket ederek tümel bir kural üretiyorsun - fizik yasaları, toplum yasaları.
5. Benzer Olgulara Uygulama ve Öngörü
Bu tümel kuralı alıp benzer olgu-olaylarla karşılaştığımda onun altına atabilme becerisini gösteriyorum. Daha da önemlisi, bu yasalardan hareket ederek gelecekte benzer olgu-olayların keşfine, öngörüsüne sahip oluyorum.
Dikkat edersen her şeyimiz geleceğe yönelik. Teorik düşünmek, nazari düşünmek öyle kolay bir iş değil.
Özne Problemi ve Metafizik Varsayımlar
Gökdemir İhsan: Bu anlattıklarınızda şu çıkıyor: Bu insan aklının ya da bireysel aklın bir oyunu, bir fantezisi olmadığını nereden bileceğiz?
İhsan Fazlıoğlu: Söyledim onu. Bütün bunları yapan o "ben" nedir? Buna nasıl işaret edebiliyorum? Ben diyorsun - benim mi kalemim mi? Her şeyin sonuna getiriyoruz onu.
Herkes kendine "ben" diyor. Hiç kimse düşünüyor mu "Bu ben nedir? Ben kendime ben nasıl diyorum? Akşam yatıyorum, sabah kalkıyorum, 8 saat kendimden haberim yok, kalkıp 'ben' diye devam ediyorum - nasıl yapıyorum bunu?"
Minimal Metafizik Gereksinimi
Bu tümel bilginin fantezi olmadığını nasıl bileceğiz? Olabilir, bilemeyiz. Belirli metafizik varsayımlarımız var. Herhangi bir düşünce faaliyetinin dayanması gereken minimal metafizik nedir?
Bir örnek: Bilim yapmak için de minimal metafizik gerekiyor. Medreselerde okutulan akaid kitabında ne diyor? "Eşyanın hakikati sabittir, insan bunun bilgisine sahip olabilir, bunu paylaşabilir." Bu ne? Kabul! Bunlar ilke. Bunları kabul ediyorsun.
Bu kabuller diğer gelişigüzel kabullerden farklı. Bu kabuller üzerine kurduğun sistemde bu kabuller her zaman iş başında olduğu için sanki ispatlanmış gibi görünür.
Bilim Yapmanın Ön Koşulları
Bilim yapabilmen için:
- Dış dünyanın varlığını kabul etmen lazım
- Bunun insan idrakinden bağımsız olduğunu kabul etmen lazım
- İnsan idrakinin konusu olabileceğini kabul etmen lazım
Einstein diyor: "Beni fiziğin evreninden daha çok onun insan tarafından bilinebilirliği şaşırtıyor. Nasıl biliyoruz, nasıl onu bilgiye dönüştürüyoruz?"
Benim bilgimin konusu, ben bunu bilebiliyorum, bilgiye dönüştürüyorum, daha da önemlisi paylaşabiliyorum. Sana diyorum ki "taş böyle düşüyor, füze böyle gidiyor." Bunu sadece paylaşmıyorum, üniversiteleri kuruyorum, gelecek nesillere öğretiyorum, fiziksel gerçeklik de buna göre çalışıyor.
Bunların hepsi varsayım, kabullerimiz. Geometri yaparken de böyle yapıyoruz - aksiyomlarla inşa edilmiş dünyada.
Modern Bilimin Metafizik Kaçışı
Gökdemir İhsan: Sadece siz bunların metafizik olduğunu kabul ediyorsunuz. Modern bilim pozitivizmden bu yana bu tanımların metafizik olduğu için onlardan kaçındığı için, hiç tanımlamadan kendi sahasını bilim yaptığını ve metafiziksiz kaldığını düşünüyor.
İhsan Fazlıoğlu: Katılmıyorum. Kendi iddiaları böyleydi ama metafizik çok anlamlı bir kavram. İbn Rüşd'ün "İrşadü'l-kasıd"da (1334) metafiziğin 5 anlamını veriyor.
Batı düşünce geleneğinde metafiziğin:
- Bir teoloji anlamı var
- Bir ilahiyat anlamı var
- Bir tümel bilgi anlamı var
- Tüm bilimlere yöntemini verme anlamı var
Pozitivizmin reddettiği metafizik Leibniz-Wolff metafiziği. Bu metafiziğin dayandığı temel: öz-suret, mahiyet anlayışı, ontolojik kategoriler ve işin ucunda ilk fail olarak Tanrı.
Bunu reddediyorlar ama dilsel tanım ya da insanın aksiyonları olması bakımından metafiziği dersen susmaları lazım. Einstein de diyordu: "Üstüne konuşamadığımız konusunda susmalıyız."
Pragmatik Yaklaşım
Biz ne yaptığımızı bilmek ve tanımlamak kaydıyla yola çıkabiliriz. Yolu mutlaklaştırmadan, ilkelere bağlamadan şunu diyebiliriz: "Biz yoldayız, yolcuyuz, yolun mahiyeti beni ilgilendirmiyor."
Bir şeyi verili kabul edip düşünebilirsin, o verili şeyin kökeni konusunda düşünerek de yola çıkabilirsin. Modern bilim verili dünyada yaşıyoruz, bu verili dünyayı düşünelim diyor.
Konuşmanın Ontolojisi
Gökdemir İhsan: Bu ayrımı Parmenides'te bulabiliyoruz. Parmenides varlığı adlandırmış, onu adlandırmaya karşı düşünüyor. Platon diyor ki "sadece işaretle olmaz, bunu açmamız lazım, kelimeye dökmemiz lazım." Tam sizin söylediğiniz: konuşmak.
İhsan Fazlıoğlu: Ben özellikle Presokratik felsefenin yorumu konusunda çağdaş literatürü hiç ciddiye almıyorum. Sallıyorlar, bağlamına geri gitmiyorlar.
"Her Şey Sayıdır" Sorunu
"All is number - her şey sayıdır" cümlesi var, Pythagoras'çılara nispet ediliyor. Öyle bir şey yok! Bugün Pythagoras'çıları bilim tarihinden çıkarttık, matematik tarihinde anlatmıyoruz onları.
Görtz Seve'nin topladığı Pythagoras hakkındaki fragmentlara bakın: 800 yıl boyunca her türlü anekdot var - üç kağıtçı, tanrı, ahlaksız, ahlak abidesi... Bunlar çok varsayımsal şeyler. Platon'un kendisi, Aristoteles bile Metafizik'te Pythagoras yaşadı mı yaşamadı mı emin değil, "Pythagoras'çılar" diyor.
Tarihsel Anakronizm Sorunu
Biz önce genel bir şey söyleyelim: Bu çok insani ama tehlikeli bir şey - tarihsel bir aşamada belli bir noktaya geliyoruz, sonra o noktada durup tüm geçmişi buraya göre yeniden yazıyoruz. Bu korkunç bir şey aslında, çarpıtıyor orayı. O noktayı tarihin bir sonucu değil, tam tersine o noktayı esas alıp tarihi sonuca dönüştürüyoruz.
Gökdemir İhsan: Bu ideolojik bir seçim aslında. Anakronik ve ideolojik bir seçim. Batı kendisine bir ata icat etmek istiyor.
İhsan Fazlıoğlu: Sadece Batı'yla alakası yok. İsis de böyle yapıyor, kendi inşa ettiği bir geçmiş yaratıyor. Tasın Hoca'nın [Tahsin Görgün] dediği şu: Latin dünyası Arapça'dan hareketle bir felsefe oluşturuyor, sonra bunu Yunan felsefesini de bu dille okuyor. Özellikle Alman felsefecileri Grek felsefesini bu dille okuyorlar.
Bir İtalyan, 4 ciltlik "Felsefe Tarihlerinin Tarihi" diye kitap yazdı. Her milletin felsefe tarihini nasıl inşa ettiğini, Alman okulunun nasıl baskın hale geldiğini, İngiliz okulun buna nasıl cevap verdiğini anlatıyor. Türkçeye de çevrilebilir.
Geçmişe Saygılı Okuma
Bunlar da neticede belirli nazarlar, belirli manzaralar yaratmış. O nazarı çekip alıp sırf manzaraya kanmamak lazım. Bu insanlar belirli mekân-zaman koordinatlarında yaşıyorlar, kendi koşulları, şartları var. Buradan hareket ederek kavram üretiyorlar, sorular soruyorlar, önermeler kuruyorlar.
Bu adamların yaptıkları saygıyı hak eder. Ben bunların gerçekten kendi kültür uzayında, kendi felsefe-bilim uzayında kalarak ne yaptıklarını anlamaya çalışmam lazım. Her kültürün bir uzayı var, o uzayı aşamaz.
Tales'in 2 cümlesi gelmiş, buradan hareketle 30 sayfa yazan adamlar var! Pythagoras'çılar önceden keşfetmişse, Mezopotamyalılar zaten bulmuş - bunları biliyoruz.
Matematiksel Mirasın Devamlılığı
Şöyle düşünün: Büyük bir savaş oldu, atom bombası, her şey yok oldu, 5000 yıl sonra insanlık tekrar çıktı ortaya. İbn Sina'nın "Kitabü'l-Hayvan"da söylediği gibi: "Biz ilk defa yeryüzünde değiliz, çok kere yok olduk."
Diyelim arkeologlar İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nin matematik dergisinin yarım sayfasını buldu. Biz 5000 yıl sonra, eğer idrakimizde mutasyon geçmediyse, o yarım sayfadan hareketle tespitler yapabiliriz. Sizin diferansiyel denklem çözmek için bilmeniz gereken asgari matematiği ben geriye doğru inşa edebilirim. Çünkü insan idraki ile alakalı bir şey bu.
Mezopotamya, Astek, Maya, Mısır medeniyetlerinden günümüze kalan parçalardan hareketle okuma yapabiliriz. Ama ne yapıyoruz? Tahayyülümüzü, vehim gücümüzü katıp buraya yansıtıp inanılmaz şeyler yaptırıyoruz adamlara.
Çin'in Uzaydan Gelen Balonu
Çin'de uzaydan gelen insanlar balonla geliyordu - uçak yoktu çünkü, adamın tahayyülü balondu, en gelişmiş alet oydu. Tüm uzaylılar balonla geliyor dünyaya. Biz bugün uçak yaptık, yarın başka alet yapabiliriz, uzaylılar o aletle gelecek.
İdrakimizin sınırları olduğunu kabul etmek lazım geçmişi inşa ederken. Dikkatli olmakta fayda var, o insanlara saygı göstermemiz lazım.
Bu adamların dertleri neydi? Ne tür sorular soruyorlardı? Ne tür kaygıları, korkuları vardı? Neyi çözmeye çalışıyorlardı? Bunun için ne tür enstrümanlar, kavramlar, önermeler, teoriler geliştirdiler?
Rasyonalite ve Hurafe Problemi
Mısır'ın tıbbını "hurafe" diyoruz ama matematiğini çok önemsiyoruz. Bunlar birbirinden kopuk değil ki! 3. derece denklem çözen bir medeniyetteki rasyonalite... Belirsiz denklem analizleri yapıyorlar, Pythagoras bağıntısının özel halini biliyorlar, Mezopotamyalılar genel halini biliyorlar, denklem sistem analizleri yapıyorlar.
Bu rasyonaliteye sahip olan, bilmediğin tıbbı "hurafe" diye atıyorsun. Acaba belki farklı bir şey mi yapıyor? Senin fark etmediğin ya da senin için önemli olmayan bir şey yapıyor olabilir mi? Böyle bir rasyonalite böyle bir hurafe nasıl yan yana götürüyor?
Sonuç: Düzenin Önemi
İhsan Fazlıoğlu: Rahmetli dedemin işler kötü gittiğinde bir sözü vardı: "Oğlum düzen bozuldu" derdi. Düzen bozulduğunda konuşma yetimizi kaybediyoruz. Niye konuşacağız, niye işaret edeceğiz?
Bu sadece bugün için geçerli değil. Şurada çekim yapıyorsun, her alet-edevatın bir yeri var. Yönetmen "onu şurada dursun, burada dursun" diyor ve o yer bu bütünü mümkün kılıyor. Tek tek yerlerin bir gerekçesi var.
Tarihte de bu böyledir. Süleymaniye niye orada? Niye şu medrese kuruldu? O işaret edilebilirliği mümkün kılan hakikati - onun hakikati - işte bunu konuşmaktır bir şeyin hakkında konuşmak.
Gökdemir İhsan: Zamanımızı tüketmiş olduk. Önümüzdeki oturumda inşallah bu konudan ya da arzu ettiğiniz başka konudan devam ederiz. Teşekkür ederim.
İhsan Fazlıoğlu: Ben teşekkür ederim.
Gökdemir İhsan: Muhterem seyirciler, ilk oturumumuzda bizimle birlikte olduğunuz için teşekkür ediyoruz. İnşallah sabrınıza ve ilginize değmiştir. Önümüzdeki programlarda görüşmek üzere, hoşça kalın.
Bu söyleşide İhsan Fazlıoğlu ile "Nazar ile Manzara" programının ilk oturumunu gerçekleştirdik. İlerleyen bölümlerde bu derin konuları daha detaylı ele alacağız.
Yorumlar
Yorum Gönder