Ana içeriğe atla

Medeniyet ve Şiir İlişkisi | Nazar İle Manzara | 2. Bölüm

 

Nazar ile Manzara 2. Bölüm: İnşa Meselesi ve Bilginin Tarihselliği

İhsan Fazlıoğlu ile Söyleşi

Sunucu: Gökdemir İhsan


Gökdemir İhsan: Merhaba, "Nazar ile Manzara"nın yeni bölümüyle huzurlarınızda. Her zaman olduğu gibi muhterem hocam İhsan Fazlıoğlu bizimle. Hocam hoş geldiniz. Geçen kaldığımız yerden devam edelim mi?

İhsan Fazlıoğlu: Aslında ben temel sorunu hatırlıyorum. Çünkü benim için çok yakıcı, can alıcı - Farabî'nin tabiriyle can alıcı - konu inşa meselesi. Zaten oradan açılmıştı.

İnşa Kavramı ve Türleri

Gökdemir İhsan: Bu kolay üstüne kapatılabilecek bir bahis değil. İnşa için bilgi gerektiğini söylemiştiniz.

İhsan Fazlıoğlu: İnşanın türleri var tabii:

  • Ev inşa etmek
  • Kavram inşa etmek
  • Nazariyat inşa etmek

İnşanın bileşenlerine bakmak lazım:

  • Bir inşa eden kişi lazım
  • Bir inşa gayesi lazım
  • Bir amacı lazım

Bütün bunları düşünerek inşa kavramını ele almak gerekir.

Kafayla El Birlikte

Kafayla el bir arada - medeniyet böyle kurulur. Bu eylem içerisinde temeddün yaparken şiir, mimari gibi üst disiplinler ortaya çıkar. Bunlar temeddün ortaya çıkartmaz, temeddün hareketi bunları ortaya çıkarır. Dolayısıyla yukarıda bir şey bunlar.

Şiir basit bir hadise değil, mimari de basit bir hadise değil, müzik de basit bir hadise değil.

Yakın Döneme Kadar Şairlerin Belirleyiciliği

Gökdemir İhsan: Yakın döneme kadar Türk düşüncesini şairler belirliyor.

İhsan Fazlıoğlu: Bu biraz önce bahsettiğimiz tarihsellikle alakalı. 13. yüzyılda da Türk düşüncesini şairler belirledi:

  • Yunus Emre belirledi
  • Aşık Paşa belirledi
  • Hacı Bayram-ı Veli belirledi

Ama onlara "şair" dememem gerekir. Onlar keşif sahibiydi, teorileri vardı.

Sahih Şair ve Keşif

Sahih şair her biri bir keşif sahibidir. Keşif illa ilahi olmak zorunda değil. İstidraç - olağanüstülük göstermek - sadece dinle alakalı bir şey değil.

Diyelim ki Taoist rahiplerin gariplikleri de mümkün, ama ona keramet demediğim gibi, bunları da birine şiir diyorsak diğerine şiir dememek gerekir. O senin kültürel duruşunla alakalı.

Kriz ve Kritik Kavramları

İhsan Fazlıoğlu: Her kriz bir kritik yaratır. Kriz de kritik aynı kökten geliyor. Bizde de buna tahkik deniyor - tahkik yarmak demek, hakikati parçalamak. Biz bir krizdeyiz, bunu tahkik edelim.

İki Türlü Kritik

Bu kriz dönemlerindeki kritikler iki türlü olur:

  1. Yerleşik düzeni olan toplumda kritik: Rasyonel olur çünkü iç ve dış güvenliğiniz yerindedir. Oturursunuz: "Nerede tıkandı, nerede?"

  2. Dış kültürün saldırısı altındaysanız: Parçalanmışlık varsa - bu büyük deprem esnasında bile olabilir, büyük salgında bile - insanların moral değerlerini yüksek tutmak, onları teşvik etmek, birliklerini sağlamak için hep şiir devreye girer.

Şiirin Göçebe Toplumlarla İlişkisi

Şiirin bir de şu tarafı var: Göçebe toplumların - sadece bizim değil tüm göçebe toplumların - zamanı yanında taşıyabilmek için geliştirdiği bir şeydir.

Mekân güzel, mekânı terk ediyorsun. Mekânla zaman entegredir ve sizin tüm anılarınız o zaman-mekân sahnesi içerisinde üretilmiş. Mekânı terk ediyorsunuz, yanınıza taşıyamazsınız ama oradaki anıları zaman formunda taşıyorsunuz. Bunu ezberle tutabilmek, bunu tekrar edebilmek için şiir üretiyorsunuz.

Destanlar böyle üretiliyor. Şiir klasik geleneklerde zamanı yanında taşımanın bir formudur.

Fi Nefsii İlkesi ve Dengenin Önemi

İhsan Fazlıoğlu: Çokluğu kaybederek birliği idrak edemeyiz. Şuraya dönelim: kendi yerinde kalmak kaydıyla her şeyi fi nefsii - kendi yerinde. Matematik fi nefsii önemli ama tutup bunu her şeye bulaştırırsan olmuyor.

Alemin kaynağı matematik, sayılar dersek ayarını bozarsın her şeyin.

Gökdemir İhsan: Bu çok dikkat çekici - çokluğu kaybederek birliği idrak edemeyiz.

Krizin Başlangıcı: Osmanlı Dönemi Analizi

Gökdemir İhsan: Kriz dönemlerinde kritik çıkar ortaya. Ayhan hoca da bu kavramı önemsiyor: her zaman kriz dönemlerinde biz yüksek düşünce üreterek cevap verdik buna. Peki bizim hâlâ kurtulamadığımız bu kriz... Osmanlı'nın son döneminde başlattığımız, en azından Namık Kemal deyince oradan başlamış oluyoruz. Entelektüel dünyamızdaki krizin başlangıcını nereye koyalım?

Balta Metaforu

İhsan Fazlıoğlu: Şimdi siz diyelim ki elinizde bir balta var. Bu çalıştığı müddetçe - balta ne için? Ağaç kesmek için. Ağaç kestiği müddetçe baltayla problemimiz olur mu?

Kesmemeye başladığında yeni bir balta fikri uyanır: "Ya bunu bileyim" dersin. Ama bileme de onu çözmezse "yeni bir balta alayım" dersin.

Dolayısıyla elinizdeki tüm enstrümanlar, entelektüel-fikri enstrümanlarınız yaşadığınız bağlamda işinizi görüyorsa hiçbir sıkıntı duymazsınız.

Osmanlı'nın Dinamik Yapısı

Osmanlılarda 600 yıl boyunca - bak, her yüzyılda bir kendi modernliğini üretiyor. Mezarlıklar bile birbirine benzemez, toplum mimari de çok açık takip edebiliyorsun.

İslam Medeniyeti ve Astronomi Örneği

İslam medeniyeti teşekkül etti, klasik kültürü aldı, temellük etti, temessül etti, kendisi bir şey üretti, bir astronomi kurdu. Bu astronomi balistik gibi çalışıyor - o dönemin dünyasının en yüksek astronomisi sende.

Çin astronomisi ilgilenir misin? Entelektüel fantezi olabilir ama ne oldu?

Moğol Dönemi ve Bilgi Alışverişi

Kublai Han zamanında İslam dünyası Moğolların hâkimiyetinde, tek bir şey olduğu için Çin'le aynı devletin parçası olduğu için gidiş-gelişler oldu. Luningzhe bir adam geliyor, Benakirasoyne'ye sohbet ediyorlar entelektüel olarak: "A, bizim takvim sistemi böyle var, sizinki böyle mi?"

Tusi Zinde Çin takvim sisteminden ilk defa İslam dünyasında bahsediyor. Bunu bahsettik, kaydettik ama Tusi'nin geleneğinden gelen Şemseddin Nisaburi de diyor ki: "Ya iyi de kardeşim, bunu benim anlayabilmem..." Gidiyorlar sayısal, "şunu ben nasıl geometrik-kinematik, geometrik modellere dökebilirim" diye oturuyor metin yazıyor.

Hakiki Kriz Nedir?

Bu bir kriz değil, bu bir bilgi çoğalması. Kriz nereye ekleyeceğini biliyor.

Hakiki krizi ne biliyor musun? Baltanın hiçbir işe yaramaması. Artık baltayı bilesen de yaramıyor, bilecek yer kalmadı. Karşıdakinin... Bu ne zaman? Dışarıdan bir saldırı olduğu zaman - bu saldırı illa askeri değil, entelektüel-kültürel bir saldırı olduğu zaman senin elindeki balta işe yaramıyor.

Batı'nın Yeni Hakikat Arayışı

Baltayı taşa vurduk. Batı'da çok büyük bir şey... Sen bir sistem kurdun, o sistem içerisinde yaşıyorsun, mutlusun. Karşıdaki başka bir şey yapmış.

Ben kişisel kanaatim - buna katılırsınız bilmiyorum ama - Batı'da ortaya çıkan yeni hakikat arayışı, hakikat ifadesinin çok sert bir kırılma olduğunu düşünüyorum. Basit bir şey değil. Mezopotamya'dan Yunan'a, Yunan'dan İslam dünyasına geçiş gibi değil bu. Bütün şemayı değiştiriyorlar, yazılımı değiştiriyorlar.

Motor Metaforu

Mehmet Genç Hoca buna güzel bir örnek verirdi: Sen bir motorun var, 250-300 km gidiyorsun, motorundan memnunsun ve kimse de seni geçemiyor çünkü yoldaki tüm motosikletlerin hızı azami 150 km. Sen 250. Ama biri arkadan 500 km hızla gelmiş, seni geçmiş.

Bu bir şeyi gerekçelendirmek için söylemiyorum, bunu kabul ederim.

Batı Biliminin Özgünlüğü

İbrahim Halil hocayla da konuştuk: Bu Batı'daki gelişen bilimi kendi dinamikleri içinde, oraya özgü bir şey olarak değerlendirmek... Sırf bilim değil, bilim bir zihniyetin sonucu. Çok yeni bir zihniyet var: insan anlayışı değişiyor, özne anlayışı değişiyor, gerçeklik anlayışı değişiyor. Çok hakikaten radikal bir dönüşüm var.

Oraya özgü, tarihsel ve coğrafi bir şey olduğunu, kendimizi onunla mukayese etmenin doğru olmadığını söylüyor. Haklı bunda da.

Bizim Motorumuz Çalışıyor mu?

Mesele şu: Sizin verdiğiniz örnekle, bizim motor çalışıyor mu? Bugün çalışıyor mu motor? Motor çalışsa da 500'le giden varken bizim motor niye 250'yle gidiyor demiyorum. Bizim motor var mı? Yoksa antikada, müzede motorumuz?

El-Kanun fi't-Tıp Örneği

İhsan Fazlıoğlu: Tıp verdiğim örneği tekrar edeyim: El-Kanun fi't-Tıp kendi bağlamında motor, işe yarıyordu. 1000 yıl kullandın. 1121'de El-Kanun'un ilk Latince çevirisi çıktı diyelim. Kaç yıl geçti? 1000 yıl. 1500'lere kadar, hatta 1600'lere kadar kullanıldı.

Çok sistematik, insan tedavi ediyordun: insan anatomisi, hastalıklar... Yeni bir El-Kanun fi't-Tıp yazıldı, senin El-Kanun fi't-Tıp'ın işe yaramıyor artık çünkü onu geçti.

Mustafa Efendi'nin Tercümesi

Sen artık tarihsel olduğunu kabul etmen... Tokat'lı Mustafa Efendi bunu Türkçeye (Osmanlı Türkçesine) çevirdiği zaman girişte söylüyor: "Bu yeni tabipler ziyadesi dikkate almıyorlar, ne Galen'i biliyorlar ne İbn Sina'yı biliyorlar. Bu böyle tıp olmaz" diyor.

Teorilerin Direnişi

Hiçbir paradigma sabahtan akşama kendini terk etmez. Bugün de böyledir bilimsel teoriler. Biz buna Duhem-Quine tezi diyoruz: Herhangi bir bilimsel teori - büyük T ile yazalım - alt teorilerden oluşur (küçük t: A1, A2, A3). A7'de bir problem oluşturduğunda T'yi tamamen atmıyorsunuz. Onu yorumlamaya çalışıyorsun, uydurmaya çalışıyorsun.

Türkiye'nin Farkındalığı

Biz ne zaman fark ettik bunu? 1661'de fark ettik. Silah-ordu işinde daha erken fark ettik, bunun gereğini yapmaya çalıştık.

Tarihte sahnedeyiz hâlâ, sahneden çekilmedik. Hâlâ buradayız, burada konuşuyoruz. Toparlanacağız, toparlanıyoruz. Üretiyoruz: filozoflar yetiştiriyoruz, bilim insanları yetiştiriyoruz, teknik elemanlarımız yetiştiriyoruz.

Nazariyat Üretmenin Zorluğu

İhsan Fazlıoğlu: Ben o kadar kötümser değilim bu açıdan ama teorik nazariyat üretmek kolay bir iş değil.

Yapılması Gerekenler

Bir kere yapılması gereken ilk şeylerden biri:

  • Hem tarihsel nazariye çalışmalarımızı tüm Akdeniz dünyası açısından
  • Hem de bugün dünya ölçeğindeki nazari faaliyeti çok iyi bilip onları süzgeçten geçirip onlarla hesaplaşabilmek

Şiir vs. Nazariye Farkı

Şiir dağ başında da yazılabilir. Ama nazariye dediğin şey - matematikte, fizikte, toplumda - tüm insanlığın hafızasıyla muhatap olman lazım, tüm insanlığın tecrübesiyle hesaplaşman lazım ve kendine ait bir nokta-i nazar olması lazım.

Açıklama Modelleri ve İslami Unsurlar

İhsan Fazlıoğlu: Şöyle bir konu: Açıklama modellerinin bileşenleri nelerdir ve bu açıklama modellerinin bileşenlerinden nelerden vazgeçilir, nereden vazgeçilmez?

Müslüman Bilim İnsanının Ürettiği Model

Diyelim ki ben Müslümanım, öbürü Taoist. Bir Müslümanın geliştirdiği açıklama modeli - fizikte, matematikte, estetikte, mimaride - vazgeçilebilirliği nedir, vazgeçilemezliği nedir?

Tehlikeli Yaklaşım

Böyle bir tehlike var İslam dünyasında: İslam dünyasında yapılmış herhangi bir şeyin başına "İslam" getirip onun bütünüyle dondurulup kutsal kabul edilebiliyor.

Bugün "geleneksel Türk sanatları" dediğimiz şeylerin - ebru vs. - biraz gündemde kalması dini bir gayretle mümkün. Sanat olma cihetinden, estetik bir değer ifade etme cihetinden tartışılmıyor. Geleneğimizin kutsiyeti, İslam medeniyetiyle olan ilişkisi... Bu doğru değil.

Estetik Değer ve Bağımsızlık

Sen estetikle uğraşan bir insansın, estetik bir inşanın kendinde bir değeri olması lazım. Onu siyasete, buna-şuna bağlayarak yaşatamam.

Metafizik Sistemler ve Evrensel Öneriler

İhsan Fazlıoğlu: "Bize ait" derken önce "biz" lazım. Biz ne? Sonra "ait"... Ama bu aidiyet sadece bana dönmeyecek, tüm insanlara dönecek.

İbn Sina Sistemi Örneği

İbn Sina sistemi... Şimdi ben-sen bir Müslüman olarak kelime-i şehadet ya da kelime-i tevhid'i itikadi bir düzlemde benimseyeceğim, Çinli'ye anlatırken sadece lafız cihetinden değil, belli bir bütün içerisinde onu ifade etmem lazım ki karşı taraf ona katılabilsin.

Hikayeye Katılma

Ben onu şöyle ifade ediyorum: Hikayene katılması için insanların, onlara o hikayede karşılık bulabilecekleri rol-yer vermen lazım. Yoksa adam "güzel" der, geçer.

Medeni Tecrübenin Değeri

Bu medeniyetin - Müslüman-Türk medeniyetinin - bu kadar yıllık tarihi tecrübenin insanlığa hediye edeceği hiç değer kalmadı mı? Yok olup gitmesine izin verebilir miyiz?

Süleymaniye Camii ve Evrensel Estetik

Süleymaniye Camii'ne baktığımda benim inançlarım, kültürüm, hissiyatım, duygularıma hitap ediyor. Ama bir Japon geldiğinde de orada insanlığın ortak hafızasından hareket ederek kendine bir şey buluyor - estetik bir değer buluyor.

Yaptığım şeyleri bu şekilde yapmamız lazım:

  • Bu şiirde de böyledir
  • Bu edebiyatta da böyledir
  • Bu mimaride de böyledir
  • Bu diğer sanatlarda da böyledir

İç İçe Geçmiş Küreler Modeli

İhsan Fazlıoğlu: İnsan şöyle iç içe geçmiş küreler gibi düşünebilirsin:

  • En büyük küme: İnsanlık kümesi
  • Onun altında: Medeniyet
  • Onun altında: Kültür
  • Onun altında gidersin...

Türk dediğinde de bir sürü Türk devleti var. Sen farklı bir tecrübeye sahipsin, o farklı tecrübeye sahip. Ondan da daha lokal, mahalli şeylere kadar geri gidebilirsin.

Biri diğerini ötelemiyor, iç içe geçmiş şeyler.

Descartes Örneği

Hatırlamıyorsam Descartes'a Katolikler diyorlar ki: "Ya, eserlerin çok güzel ama Hristiyan terminolojisi çok az. Biraz dikkat et buna."

Ben diyor: "Hristiyanlar için yazmıyorum kitapları, Türkler için de yazıyorum." Türkler o dönemde İslam dünyasını temsil ediyor. "Türkler için de yazıyorum, onların da buna dahil olmasını istiyorum."

Özne Meselesi: Kant'ın Mirası

Gökdemir İhsan: Bu özne sorusundan çıkamadık. Siz de ikide bir o meseleye geliyorsunuz.

İhsan Fazlıoğlu: Bu adamlar bela etti bunu ya! Descartes başlatıyor, Kant onu şey yapıyor. Descartes diyor: "Tanrı'yı gömdüler, üzerini kapattılar, sonra şehre dönünce bir baktılar ki kendilerini görmüşler."

Bu çok ciddi bir cümle bence. O benlik dediğimiz hadiseyi - tarihsel mi değil mi - aşkın bir ilkeye irtibatlandırır mıyız, ne olur? Kurmazsak ne olur?

Ben bunun çok ciddi bir soru olduğunu düşünüyorum.

Soruları Hatırlamak

Bazı soruları cevaplandırmak için değil de insanlığımızı hatırlamak için sürekli masada tutmamız lazım. Öyle sorular var ki bu sorular her cevaplandırıldığında elimizden kaçıyor, daha fazla bilinmeyen üretiyor.

Bir cevap veriyorsun, başka bilinmezlikler ortaya çıkıyor. Ama bunlardan vazgeçemeyiz.

Büyük Metafizik Sistemlerin Basitliği

İhsan Fazlıoğlu: Eski büyük metafizik sistemler aslında çok daha basit, çok daha yalın şekilde idare ediyordu. Biz onları yıkıp çöpe attıktan sonra şimdi iyice karıştırıyoruz gibi geliyor.

Filozofları Tarihsel Yüklerinden Arındırmak

İbn Sina'yı ya da Aristoteles'i tarihsel yüklerinden arındırıyorsun ama onlar o temeddünün sofistike, karmaşık gelişmesine cevap verebilmek için eklemeler-çıkartmalar yapmak zorunda kalıyorsun.

Felsefi Metinleri Anlama Sorunu

Biz bir filozofun ne dediğini mi yoksa onu ne dediğinden ne anlaşıldığını mı okuyoruz? Bazıları "İbn Sina bunu dedi" diyor. İyi de onu İbn Sina'dan sonra 12-13. yüzyılda öyle anlamadılar.

Aristoteles bunu dedi. Sen bugünkü modern araştırma teknikleriyle bir şey söylüyorsun, belki 5 yıl sonra diyecekler ki: "21. yüzyıldaki Aristoteles anlayışı da çok garipmiş."

Alkibiades Örneği

Foucault antik dönem sonrası - Roma dönemindeki - Platon okumalarında örnek veriyor: O döneme kadar felsefe okumaya başlanacak metin Alkibiades - bütün filozoflar bunu önerirler. "Felsefe okuyacaksınız, Alkibiades okumalısınız." Çünkü filozofun ne olduğu, felsefenin, kendini bilmenin ne olduğunu bu anlatır.

Ama ondan sonra ortaçağdan sonra bu metnin Platon'a ait olup olmadığı bile şaibeli, edebi bir metin, hiçbir önemi olmayan bir metin olarak görülüyor.

Soruları Yeniden Hatırlatmak: Müceddit Kavramı

İhsan Fazlıoğlu: Şimdi soruyu soruyorsun, diyorsun ki "X nedir?" Bu soruya bir cevap veriyorsun. Aslında soru son derece sade ve basit: "Benlik nedir?" Basit bir soru gibi, çocukça bir soru. Ama sonra öyle cevaplar veriyorsun ki soru kayboluyor ortadan ve soruları unutuyoruz.

İnsanlar Cevaplar İçinde Yaşıyor

İnsanlar büyük oranda cevaplar içerisinde yaşıyorlar. Bu cevapların hangi sorulara karşılık geldiğini, hangi sorulardan köklendiklerini unutuyoruz.

Müceddit: Yenileyen

Müceddit kavramı - yeni bir şey koyan değil. Müceddit "ced" kelimesini biliyorsun. Bir insan ne zaman dede olur? Torunu olduğu zaman. Kendini yenilediğinde.

Tecdit oradan geliyor. "Cedde", "ceda" - kesilmiş otların tekrar filizlenmesi. Dede olabilmen için torunun olması lazım. Dolayısıyla kendini yeniliyorsun.

Gazali Örneği

Bir şeyi tecdit etmek yoktan, sıfırdan bir şey vaz etmek değil. Mesela Gazali müceddit diyorsun. Ne demek bu? İhya: Soruları unutulmuş, cevaplar içinde yaşayan insanlara o cevapların hangi soruların cevapları olduğunu hatırlatıyor.

Sen namaz kılıyorsun - niye kılıyorsun? Bir alışkanlığa dönmüş. Ya da "şunu yapma, bunu yap", "şöyle düşün" - niye? Bunları hatırlatıyor sana. Bu cevaplar şu sorulardan çıktı, şu şekilde gelişti.

Soru Hiyerarşisinin Önemi

Müceddit o demek: Bir şeyi tecdit etmek, insan zihnine soruları yeniden hatırlatmak. Bu soruları sadece yan yana değil, hiyerarşisini - soru hiyerarşisini unuttuğunda da çok kötü.

"Nasıl yaşayacağım" sorusu, "nasıl karnımı doyuracağım" sorusu, "nasıl ev alacağım" sorusu da bir soru. Ama bu sorular hiyerarşisine konulduğunda nerede duruyor?

Modern İnsanın Sorunu

Modern insan en önemli problemlerini - bana göre - soru hiyerarşisini kaybetti. Herhangi bir hiyerarşisi var mı? Var tabii:

  • Lüks hiyerarşisi var
  • Haz hiyerarşisi var
  • Arzu hiyerarşisi var

Ama ontolojik sorular, varlık soruları, anlam soruları var mı yok mu, ayrı bir konu.

1661: Krizin Başlangıcı ve Tarz-ı Osmani

Gökdemir İhsan: Krizin başladığı anı en azından tespit edebildik: 17. yüzyılın ortası, 1661-62.

İhsan Fazlıoğlu: Fazıl Ahmet Paşa'nın sarayında yaptırdığı toplantı - "Batı'da neler oluyor, Avrupa'da neler oluyor, Frengistan'da neler oluyor?" sorusu. Orada başlıyor zaten, yakalıyorlar.

Tarz-ı Osmani diye bir şey var - Amerikan yaşam tarzı diye bir şey yok mu? Son derece memnunlar ve kendilerini son derece üstün görüyorlar. Bu tarz ahistorik bir tarza dönüşmüş ve mutlak bir üstünlük...

Osmanlıların önemli problemi kibirleri. O kibir insanı körleştiriyor. Bir birikim üretmiş, bir süre sonra ona gömülmüş, etrafını görememiş - tepeye çıkmamış, etrafına bakmamış.

1661'de ama bunu ilk defa sorun etmeye başladık.


Gökdemir İhsan: Süremizi aştık. Bu devrimci dönüşümü dilerseniz bir sonraki programda ele alalım.

İhsan Fazlıoğlu: Tabii, tabii.

Gökdemir İhsan: Teşekkür ederim.

İhsan Fazlıoğlu: Ben teşekkür ediyorum.

Gökdemir İhsan: Çok güzel bir sohbet olduğunu düşünüyorum. Umarım izleyicilerimiz de memnun kalmıştır. Bir sonraki bölümümüzde görüşmek üzere, hoşça kalın.


Bu söyleşide İhsan Fazlıoğlu ile "Nazar ile Manzara" programının ikinci oturumunu gerçekleştirdik. İnşa meselesi, bilginin tarihselliği, kriz kavramı ve Osmanlı'daki entelektüel dönüşüm üzerine derinlemesine bir tartışma yaptık. Gelecek bölümde Batı'daki devrimci dönüşümü ve bunun bizim entelektüel dünyamıza etkilerini ele alacağız. İnsanlık Tarihi Bir İnşa Faaliyeti

Hatta daha büyük ölçekte insanlık tarihini bir inşa olarak görmemiz mümkün. Maddeyle etkileşim içerisinde - fiziksel dünyayla etkileşim içerisinde - tarih de bir inşa faaliyeti.

Biz bir karınca gibi bize gömülü olanı dışarıya çıkartıp tekrar etmiyoruz. İnşa faaliyetinin en önemli özelliği tekrarı aşmakla alakalı. Karınca yuvasını yapıyor, karga şunu yapıyor - o bilgiyi tekrar ediyor. Ama biz ne yapıyoruz? O bilgiyi alıp ona eklemeler yapıyoruz, onu aşıyoruz, onun üzerine şeyler katıyoruz.

Gökdemir İhsan: Construction kastediyorsunuz yani? Peki neyin inşası? Nazariyat derken yakıcı, ölümcül yakıcı derken şunu kastediyorum: Biz bugün modern akademide temsil edilebilecek teorilere sahip değiliz.

İhsan Fazlıoğlu: Nazariyat derken anladığım: estetikte, bilimde, matematikte... Kendi nazarımızı inşa eder miyiz?

Fi Nefsii Konuşmak vs. İlişkisel Konuşmak

Bir şeyi fi nefsii konuşmak başka bir şey, kendinde konuşmak başka bir şey, onu başka bir şeyle irtibat içerisinde konuşmak başka bir şey.

Matematik Örneği

Matematik kendinde konuşulacak bir şey. Bir de mesela:

  • Mimaride matematik
  • Mühendislikte matematik
  • Şurada matematik, burada matematik

Onu uygulaması, neye bitiştiği, ona ilişkin olarak konuşmak başka bir şey.

Gökdemir İhsan: Ben inşayı kavramsal olarak "inşa etmek ne demektir" diye anladım. Sen ise "bugün günümüzde inşa faaliyetinin neresindeyiz" diye soruyorsun.

Türkiye'deki İnşa Faaliyeti

İhsan Fazlıoğlu: Hiçbir yerde değiliz, biz inşa etmiyoruz, biz taklit ediyoruz. Kıpırtılar yok mu? Var tabii ki. Özellikle 2000'den sonra, hatta belki 80'lerden de başlatabiliriz - Türkiye'de bir inşa faaliyeti var:

  • Sadece savunma sanayinde değil
  • Toplumsal-kamusal yapılarla alakalı değil
  • Entelektüel açıdan da inşa faaliyeti var

Çok düşünen, filozof diyebileceğimiz insanlar yetiştiriyoruz.

Maddi Koşulların Önemi

Ama niye inşa edemiyoruz? İnşa etmek çok soyutlanmış bir şey değil ki:

  • Yaşadıklarımız
  • Yaşadığımız savaşlar
  • Yoksulluklar
  • Dünyanın üzerimize çuval bindirmesi
  • Nüfus meselesi

Biz maddi koşulları ihmal ederek manevi, anlam-değer dünyamıza ilişkin herhangi bir şeyi konuşamayız.

5 kişilik bir orduyla savaşa gidiyorsan, savaşın kaybedilmesi ya da kazanılması meselesini ona göre konuşursun. 100.000 kişilik ise ona göre, teknik donanımına göre konuşursun.

Katmanlı Kimlik ve Evrensel Sorumluluk

Gökdemir İhsan: Ayhan Çitil hocanın sorusuyla: akademide konuşulan konular bizim konularımız mı? Akademide sorulan sorular bizim sorularımız mı?

İhsan Fazlıoğlu: Burada da yine katmanlı düşünebiliriz. Tüm insanlığı ilgilendiren sorunlar var. Ben kişisel olarak bir Müslüman olarak sadece Türkiye'nin, sadece İslam dünyasının sorunlarını konuşmayı müslümanca bulmuyorum. Tüm insanlığın sorunlarını konuşmam lazım, tüm kainatın sorunlarını konuşmam lazım.

Ama bunun yanında:

  • Kendi ülkemin sorunlarını konuşmam lazım
  • Kendi ailemin sorunlarını konuşmam lazım

Bunlar birbirini öteleyen ya da birbirine ikame edilen şeyler değil. İnsan kimliği katmanlı:

"Biz" Kimdir?

"Ben" dediğimde katmanlı - burada sosyolojik benden bahsettiğimin farkındasın. "Biz" dediğimiz şeyde "biz" hangi biz?

  • Bir derneğe üye olduğumda da biziz
  • Medeniyet Üniversitesi hocaları dediğimde de biziz

Bilginin Tarihselliği Sorunu

Gökdemir İhsan: Tam da sizin geçen programda söylediğiniz gibi, o bilginin tarihselliğini vurgulamıştınız. Anakronik bir kurguya dönüştürüyoruz, geçmişe projekte ediyoruz diye. Sizin bilime bakışınızdaki tarihselliği anlıyorum. Peki sizin buyurduğunuz o bilimin, bilim anlayışımızın tarihselliği aynı zamanda bunun kültürel de olması gerekiyor değil mi?

İhsan Fazlıoğlu: Tabii. Tarih tarihsel bir inşa, onun içerisinde her şey de bir inşa. Her momentinde de aslında onu tarihsel diyeceğiz.

Coğrafya ve Maddi Koşulların Etkisi

Orada coğrafya önemlidir, topografya önemlidir, doğal hadiseler önemlidir. Sahip olduğunuz... Şöyle düşün:

Türkler Moğolistan dediğimiz bölgede yaşıyorlar, aşağı iniyorlar. Gayet doğal değil mi? Orada mesela hiç düşündük mü atın yiyeceği bitki türleri ne kadar? Aşağı indiğinde ne kadar binlerce değişiyor!

Maddi imkanları dikkate alarak mana üzerine konuşuyoruz. Niye insanlık Nil'de, Fırat'ta, Ganj'da, Sarı Irmak'ta yaşadı? Çünkü orada tükettiğimiz bitkilerin %75'i orada.

Fizikle bir ilişki içerisinde bu işler oluyor. Dolayısıyla o şartları da dikkate alarak tarihsellikten bahsetmek lazım.

Klasik Gelenek vs. Modern Tarihsellik

Gökdemir İhsan: Madem bilim anlayışlarımız, bilimsel paradigmalarımızın tarihsel olduğunu kabul ediyoruz, bunların aynı zamanda kültürel, coğrafi ya da medeniyetle alakalı pozisyonlar olduğunu da söyleyebiliriz. O halde bizim durumumuz ne bunun içinde?

İhsan Fazlıoğlu: Şöyle genelleştirirsek tehlikeye gideriz. Klasik dönemde büyük bir gelenek bilginin tarihsel olmadığını düşünüyor.

Ekran ve Kod Metaforu

Şöyle bir örnek üzerinden gideyim: Tarihsellik derken kastettiğimiz - ekranı biliyoruz, ekranda bir hareketlilik var, ekranda olup bitenler var. Bu belirli bir süreçte, belirli mekân-zaman koordinatlarında gerçekleşiyor.

Ama klasik gelenekte büyük bir damarda diyor ki: "Benim için ekran önemli değil, bu ekranın kendisine göre kurulduğu kodlar önemlidir. Bizim bilmemiz gereken bu kodlardır."

Akdeniz dünyasının ana caddesi bu bilgiyi ahistorik ya da metahistorik kabul eden ekol tarafından belirlendi.

Perspektif Yapıya Geçiş

Ne zaman doktriner felsefeden, doktriner bilim anlayışından kurtulduk, perspektif bir yapıya geçtik? Bu insanlık tarihi için çok önemli bir hadise.

Bu insanlar bilgiyi - bilimsel olan yani episteme ya da ilm'i - tekil bir bilgi olarak görmüyorlar, tümel olarak görüyorlar. Ve tümel de vücudi bir şey - yani varlıksal bir şey.

Bilginin Ontolojik Statüsü

Biz herhangi bir şeyi bildiğimizde bunu bugün zihnî bir kategori olarak inşa ediyoruz. Ama o bilginin varlıkta bir karşılığı olduğunu düşünüyor bu insanlar ve bunun üzerinden büyük teoriler geliştiriyorlar.

Onun için de son derece sertler bu konuda. Bilgi temsil değil bunlar, bir presentation değil bilgi anlayışları.

İlmi İlahi vs. İlmi Beşeri Ayrımı

İhsan Fazlıoğlu: Benim şahsi fikrim şu: Eğer böyle bakacaksak, ben de büyük harfle yazılan bir Hakikat'e bağlı hareket ediyorum. Ama o hakikatin - tam da ilk programda konuştuğumuz gibi - nazar yoluyla, keşfi nazar yoluyla müşahede edilebileceğini düşünüyorum.

Ama onu dile getirilmesinin her zaman tarihsel ve subjektif olacağını düşünüyorum. İşte bu yeni bir şey - modern bir şey demiyorum. Bu İslam dünyasında üretilmiş, kazanılmış bir şey: ilmi ilahi ile ilmi beşeri arasında ayrım yapıldıktan sonra.

Bunun Hristiyanlıkta da ciddi bir karşılığı var. Bu ayrım netleştiğinde bilginin tarihselliği ne zaman kabul görmeye başlamıştır?

Modern Bilim Anlayışının Doğuşu

Bilginin şu anda sahip olduğumuz bilginin belli bir miktarda olduğu, ileride bunun artacağı anlayışı ne zaman yerleşmiştir?

Bu soruların cevaplandırılması lazım. Mesela şöyle bir matematikçi düşünebiliyor musun ya da şöyle bir filozof: "Biz bugün bu konularda çok az şey biliyoruz ama ileride gelecek nesiller bunu çok daha iyi bilecekler."

Bu anlayış çok yenidir. 13. yüzyıldan önce İslam dünyasında bile neredeyse yok.

İbn Teymiyye'nin Epistemolojik Eleştirisi

İhsan Fazlıoğlu: Yanlış hatırlamıyorsam İbn Teymiyye, "Mantıkçıların Reddi" adlı kitabında... Buradaki mantık, mantık bilimi değil - klasik o ana damarın bilme yöntemi mantık.

Burhan ve Varlık İlişkisi

Mantıkçıları reddederken adam esas itibariyle özsel (mahiyete dayalı) ve ontolojik nedenselliği esas alan felsefi tutuma karşı eleştiriyi yazıyor.

Orada ilginç bir şey söylüyor: "Burhan dediğimiz şey zihnî bir şeydir" diyor. "Fakat filozoflar bunu aynı zamanda varlıksal bir şey olarak kabul ettiler."

Zihnî İnşa Olarak Matematik

Orta terimin - kıyas teorisindeki orta terimin - dış dünyada da illet olarak temsilinin olduğunu ya da varlığının olduğunu kabul ettiler. Halbuki tüm ispatlama yöntemleri ve biçimleri tamamen zihnî olan bir yapıdır ve zihinde inşa edilir.

Bu tartışılabilir. Bu tür bakış açısına sahip adamlar var meseleye. Dolayısıyla İbn Teymiyye aslında bir tür nominalist. Kant aslında bu matematiğin evrensel ve gerçek olduğunu, hakikatin bu olduğunu ama o hakikatin vücudi, varlıksal değil...

Matematik zaten inşai, çünkü görünün a priori formlarında inşa ediyor hem geometriyi hem aritmetiği.

Kant ve İnşacı Matematik Felsefesi

İhsan Fazlıoğlu: Dolayısıyla Kant'ı matematik felsefesi inşacı matematik felsefesi olarak anlatıyoruz. Biz sadece fenomenal - o mümkün tecrübenin içerisinde bize gelen verileri - aklın şemaları, matematikle ancak yakalıyoruz.

Sentetik A Priori Bilgi

O kesinlikle o matematikten geliyor - a priori formu, sentetik a priori. Episteme vardı, ilm vardı, bir de sentetik a priori var. Bilgi var ama bilginin kesin, bilimsel olması lazım. O bilimselliği de a priori olan sağlar. Değişen bilginin bilgi olmaz.

İbn Teymiyye diyor ki: "Bunlar tamamen insan zihninin ürünüdür. Dışarıda buna varlıksal karşılık aramak doğru değil."

Sayı ve Miktar Problemi

Sen "kalem" dediğinde, aha kalem - bu, bunun bir karşılığı var. Ama matematiksel yapılar: sayı zihinde var da, sayılan şey sadece o sayının altına düşen nesnedir, yoksa sayının kendisi yok dışarıda. Ya da miktar, geometrik büyüklük zihnî bir ente ve biz bu zihnî entenden hareket ederek çok çeşitli geometrik şekiller inşa ederiz.

Çok ilginç bir ayrım yapıyor fi nefsii diyor: "Bunlar kendinde çok değerlidir ama bunları siz dışarıda karşılık ararsanız o zaman iş başka yollara sarpıyor."

Bilimsel Bilgi Tanımı Problemi

Gökdemir İhsan: Bence burada senin işaret ettiğin o bilgi ve bilimsel bilgi - bilimsel bilgiyi tanımlamamız lazım. Bilimsel bilgi nedir?

İhsan Fazlıoğlu: Temsili teoriyi mi benimseyeceğiz, özdeşlik teoriyi mi benimseyeceğiz? Orada da bir tutumumuz olması lazım. Bu konular öyle basit taraf olabilecek konular değil, çok büyük metafizik temeller üzerine kuruluyor.

Mantıkçı vs. Matematikçi Bilim Anlayışı

O inşanın üzerine kuruluyor. Mantıkçı bilim anlayışıyla matematikçi bilim anlayışının ne olduğu konusunda açık seçik bir bilgimiz yoksa bunları karıştırıyoruz.

Aristoteles büyük bilim insanı - tamam. Ama onun bilme faaliyetinin ifadesi bugünkü bilimin ifadesi değil.

Modern Fizik ve İlişkisellik

Matematiği mesela şöyle düşün: Bugün bir matematiksel fiziği İbn Sina'ya göstersen "Bunların hepsi vehim" diyecek. Ama bugünkü fizikçi de hemen hemen öyle bir şey diyor: "Bunun doğada gerçekliği olduğunu iddia etmiyorum ben, bir teori" diyor.

Modern fizik nesnenin mahiyetini esas alarak konuşmuyor. Nesnelerin kendi aralarındaki ilişkilerini dikkate alarak konuşuyor - yani ilişkisellik esaslı.

İlişkisel esaslı olduğu için ölçülebilirlik ve sayılabilirlik oradaki izafet-nispetlere dayanarak inşa edildiğinden dolayı bir gerçekliğe karşılık geliyor.

Yasa vs. İlke Ayrımı

İhsan Fazlıoğlu: Yasayla ilke ayrımı budur. Sen "arche"yi biliyorsun. Klasik bilimde yasa var mı? Elbette bu ilişkisel anlamda, matematiksel anlamda yasa var.

İlke (arche): Bütün nesnedeki olup bitenin kategorik yapıları - o özsel yapı, o mahiyet, nesnedeki kategorik yapıları, renkleri belirleyen bir power, bir güç olduğu için var. Ama hiçbir zaman bu ilişkisel alakalı değil.

O mahiyet bugün düşündüğümüz gibi bir yasa değil.

Günümüzde Bilimsel Paradigmaların Durumu

Gökdemir İhsan: Bunları entelektüel olarak tartıştığımızda anlaşıyoruz. Ama en azından bugünkü bilim teorileri kendilerinin, bilimsel paradigmaların tarihsel olduğunun farkındalar. Biz böyle düşünüyoruz, bunlar mutlak değil.

İhsan Fazlıoğlu: İstisnaları var ama istisnalar çok küçük sokaklar, cadde bile değil. Bugün tarihselliği reddederek dini bile, vahyi bile tarihsellik içerisinde idrak ediyorlar. Ama tarihselliği de esas aldığında pek çok şey havada kalır.

Bizim Pozisyonumuz

Madem ki bilimsel paradigmaların tarihselliğinin farkındayız, bunların kültürel, coğrafi, o medeniyetin anlayışıyla bağlantılı olduğunu kabul ediyoruz... Pozitivizmin o ahistorik, meteorik bilimsel bilgi anlayışı yok bugün.

Bu durumda bizim bu bilimi yapmaya, bu bilimin yapılacağı zeminleri üretmeye dair bir katkımız olacak mı? İnşa dediğinizde kastettiğiniz buna dair nazariyatımız var mı bizim?

Türk Düşüncesinin Devamlılığı

İhsan Fazlıoğlu: Şöyle: Düşünce hiçbir zaman bu topraklardan göç etmedi. Hep düşündük, hep düşünüyoruz.

İsmail Gelenbevi Örneği (1791)

Benim verdiğim bir örnek var: 1791'de ölen İsmail Gelenbevi'nin masasına baktığımız zaman - okuduğu kitaplar, yazdığı kitaplar, yaptığı tercümeler - felsefenin, o kendi mensup olduğu paradigma açısından baktığımız zaman... Teorik fizik de yapıyor adam. Hiçbir zaman o masadan onlar kalkmadı.

Düşüncenin Toplumsal İhtiyaçlarla Şekillenmesi

Ama düşünmek biraz da o kültürün, o toplumun ihtiyaçlarına göre şekil kazanır. Büyük sıkıntılar yaşadık: Namık Kemaller, Gökalpler... Bunları saf felsefe açısından okuduğumuzda orada büyük düşünceler var, emin ol. Ama bunlar o dönemin ihtiyaçlarına göre şekilleniyor.

Namık Kemal Örneği

Mesela Namık Kemal'in Celaleddin Harzem Şah'la Cengiz'in İran Vadisi'ndeki savaşını - ilk defa Moğol ordusunun ilk yenilgiyi tattığı, 25.000 kişilik Moğol ordusunun yok edildiği savaş - dikkate alarak çok pratik, tarihsel bir örnek. Ama buradan bir vatan kavramı, bir birlik kavramı çıkartıyor. Çok ilginç, bir tiyatro da aynı zamanda.

Şiirin Tarihteki Rolü

Cumhuriyet kurulduktan sonra şiirle öne çıkan düşünce. Bunalım dönemlerinde toplumlar duygularının harekete geçirilmesi gerektiği için şiir çok öne çıkar.

Bu genç nüfusla alakalı. Nüfus basit bir şey değil. İstiklal Harbi'nden çıktığınızda genç nüfusun büyük kısmı ortadan kalktı. Ben bir Karadenizli olarak biliyorum: Trabzon, Rize ve Artvin bölgesi nüfusunun %40'ını kaybetti.

Şiir ve Düşünce İlişkisi

Gökdemir İhsan: Hocam, hep şiir bahsine girdiniz. Şiirle düşünmek mümkün mü?

İhsan Fazlıoğlu: Ben bir Platoncu olarak şairleri şehirden kovmam gerekir. Şiirle istidlal olmaz derler eskiler, klasik metinlerde de bu var.

İstidlal vs. Şiir

İstidlal ne demek? Güdümlü, çıkarımsal, paylaşılabilir, işaret edilebilirliği çok net, terimler üzerinden, kavramlar üzerinden, önermeler üzerinden, denetlenebilir, tekrar edilebilir...

Bu bilgi bana soruyorsan esas olandır. Çünkü benim seninle muhatap olmam için bu bilgiye dayanmam lazım. Diğerleri - o keşfi olanın - tamamlayıcısı diyebilirim.

Pozitif tıp var değil mi, bir de "destekleyici tıp" diyorlar. Öyle düşünebilirsin. Şiir büyük bir düşüncedir ama bir istidlal değildir. Bir matematik değildir.

Şiirle Temeddün Mümkün mü?

Gökdemir İhsan: Şiirle temeddün mümkün mü peki hocam?

İhsan Fazlıoğlu: Değil, kesinlikle değil. Temeddün bir üretimidir. Şiir temeddün olmadan şiir olmaz ama şiir temeddün kurmaz.

Platon'un Şair Eleştirisi

İhsan Fazlıoğlu: Platon'un şair eleştirisini anlamak için geriye doğru gitmek lazım: Keldaniler. Platon'un orada "şair" dediği, geleceği öngörebileceğini iddia eden Keldaniler.

Homeros ve Tanrılar Hakkında Konuşmak

Homeros bizim anladığımız anlamda bir şair değil. Tanrılar hakkında konuşuyor, gaip hakkında konuşuyor, toplum hakkında konuşuyor. Bir tür felsefe yapıyor. Platon'un karşı olduğu bu.

Platon'un eleştirdiği bilgi anlayışı Keldanilerin bilgi anlayışı, bizimki değil.

Şehir Şiir Üzerine Kurulmaz

İlkece Platon'un dediği yanlış değil. Şehir şiir üzerine kurulmaz. Hem Ion diyaloğunda yapıyor bunu, hem başka diyaloglarda. Yasa koyucunun da aslında bir kehaneye - bizde peygamberlik kavramı - bir ilahi ilhama muhatap olması gerektiğini düşünüyor.

Büyü, Bilim ve Tarihsel Süreklilik

İhsan Fazlıoğlu: Bilim insanı dediğin büyücünün gelişmiş formudur. Aydınlanma'da bile hep öyledir.

Magic ve Magi Kelimesinin Kökeni

"Magic" diyorsun - büyü. Büyü nereden geliyor? Magi'den geliyor. Magi ne? Medlerin - Mezopotamya'da yöneten Medlerin - filozofuna Magi denir.

Bunu niye Yunanlılar nereden alıyorlar? Trakya'yı fethedince Persler orada Abdera'da bir okul kuruyorlar. Bu okulun öğrencileri kim? Anaksagoras ve Demokritos. Onun için hiç Platon ve Aristoteles sevmez bu iki kişiyi. Niye sevmezler? Başka bir kültürün nüfuzunda oldukları için.

Epikuros, Demokritos için ne diyor? "Yunanlıların büyük düşmanı" diyor. Halbuki şu anda bilim tarihinde büyük matematikçi Arşimed'in geldiği geleneği kuran adam. Niye? Çünkü adam Zerdüşt'ü ve Hikmet-i Zerdüşt'ü temsil ettiğini düşünüp Yunan vari felsefeyi reddediyor.

Şiirin Yeri ve Önemi

Gökdemir İhsan: Benim böyle tarihsel bilgim yok ama sizin söylediklerinizden başka bir perspektif açılıyor. Ancak felsefe-bilimle temeddün mümkün diyorsunuz. Şiir felsefe-bilimin bir parçası zaten ama onun üzerine medeniyet inşa edilemez.

İhsan Fazlıoğlu: Temeddün bir eylemdir. Onun için ben "medinet" kelimesini kullanmıyorum. Usulü fıkıhta kullanırım. Temeddün değişim içeren bir şey - tefeül, tezekkür, tefekkür diyoruz ya. Hep bir eylemdir.

Yorumlar