Nazar ile Manzara 3. Bölüm: Envanter Problemi ve Kimlik Krizi
İhsan Fazlıoğlu ile Söyleşi
Sunucu: Gökdemir İhsan
Gökdemir İhsan: Merhaba, "Nazar ile Manzara"ya hoş geldiniz. Bugün yine İhsan Fazlıoğlu hocamla belki yeni konular, belki de geçen haftadan kalan bazı konuları devam ettirerek sohbetimize devam etmeye çalışacağız. Hocam hoş geldiniz.
İhsan Fazlıoğlu: Hoş bulduk efendim.
Müze Metaforu: Bilimsel Paradigmalarımızın Durumu
Gökdemir İhsan: Geçen sohbetimizdeki bir metaforunuza takıldım, bana çok uygun geldi. Hem bir müzeden yayın yapıyoruz, bununla da bağlantılı. Bizim bilimsel paradigmalarımız için "onlar müzede" dediniz. Bu bir kabulleniş aslında. Belki yola çıkmak için de iyi bir nokta.
Madem müzede bizim bilimsel paradigmalarımız, en azından envanterini yapabildik mi? Neyin üzerinde oturuyoruz? Depoda mı bu metrukat? Tasnif edildi mi, sınıflandırıldı mı?
Yazma Eserler Problemi
Malumunuz bizim çok uzun süre yazma eserlerimiz Anadolu'daki kütüphanelerde küçük bir kilit arkasında dururdu ve arada bir yağmalanırdı. Biz elimizde ne olduğunu bile bilmezdik. Hatta bazı üniversitelerimizin kütüphaneleri bile son 20 senede gözden geçirildi ve tasnif edildi.
İhsan Fazlıoğlu: Çok güzel bir soru bu, belki birkaç saat konuşulabilir. Hem problematik açıdan hem de tarihsel açıdan.
Açıklama Modelleri vs. İnanç İlkeleri
Bir şeyin altını iyi çizmek lazım yanlış anlaşılmaması için: Müzede olan bizim açıklama modellerimiz - ister bilimde, ister sanatta, ister edebiyatta, ister estetikte fark etmez. Yoksa inanç ilkelerinden bahsetmiyoruz. O ayrı bir konu.
Kriz Anında Envanter İhtiyacı
İhsan Fazlıoğlu: Bir insan bir savaşı kaybettiğinde ya da herhangi bir konuda kriz yaşadığında önce ne yapar? Durum değerlendirmesi yapar. Ne oldu? Bir savaşa girdik, bir deprem oldu, bir yangın çıktı, bir felaket yaşadık.
Felaketten çıktık, önce bir durum değerlendirmesi yaparız: Elimizde ne var? Bundan sonra nasıl devam edeceğimizi belirlemek için, geleceğe ilişkin plan yapmak için mevcut durumun bir dökümünü çıkartmamız lazım - envanter dediğimiz döküm.
Tarihsel Örnekler
Kriz dönemlerinde tüm kriz dönemlerinde medeniyetler bir envanter dökümü yapıyor:
İslam Medeniyeti: İbn Nedim'in El-Fihrist'i
İslam medeniyeti ilk kurulduğunda İbn Nedim diye biri çıkıyor: "Biz ne aldık geçmişten?" diye bir kitap yazıyor - El-Fihrist.
"Biz Yunan'dan ne aldık, Sasanilerden ne aldık, Hintlerden ne aldık? İslam'dan önce Akdeniz dünyasında etkili olmuş medeniyetin ürettiği entelektüel faaliyetlerden ne aldık? Bunlar kim, hangi eserleri yazmışlar, bunların hangileri Arapçaya çevrilmiş?" diye bir döküm çıkartıyor.
Osmanlı Dönemi: Katip Çelebi'nin Keşfü'z-Zunun'u
Osmanlılar 17. yüzyılda - o meşhur 1580'de girip 1640'ta çıktıkları krizden sonra - oturuyor Katip Çelebi İslam medeniyetinin bir dökümünü çıkartıyor. Keşfü'z-Zunun diye bir eser yazıyor: Hangi eserler yazılmış, hangi konularda? Sonra bir ulema ya da bilginler dökümü çıkartıyor. Bunların hepsi 5 ciltlik eserler.
Bizim Kriz Durumumuz
İhsan Fazlıoğlu: Şimdi biz de bir kriz yaşıyoruz. Bunun farkındayız. Ama önce hakikaten kriz yaşadığımızı kabul ediyor muyuz?
İnkar Psikolojisi
Ben konferanslarda bir örnek veriyorum: Biz hâlâ Dünya Savaşı'nda kaybettiğimizi kabul etmiyoruz. Ne diyoruz? "Almanlar yenildi, biz de yenildik." Ya yenildik değil mi?
Önce durumunu kabul edeceksin. Hastaysan "ben hastayım kardeşim" diyeceksin. Çünkü hastalığını kabul etmeden sonra tedaviye başlayamazsın. Psikolojik hastalar hastalıklarını kabul etmediği için doktora gitmezler.
Bizim sorunumuz biraz böyle. Kendi durumumuzu kabul ediyor muyuz? O durumu kabul ettikten sonra bu envanter meselesini ciddiye alıyor muyuz? Kabul etmediğimiz için envanterle de çok uğraşmıyoruz.
İki Yanlış Tutum
Türkiye'de iki psikoloji var:
-
Bir grup diyor ki: "Bizim geçmişte zaten hiçbir şeyimiz yoktu. Ne uğraşacağız, geleceğe bakalım." Gemiyi tamamen boşalttık anlamında.
-
Bir grup da diyor ki: "Yok canım, bizim her şeyimiz çok harika. Bizim hesaplaşmamız gereken ya da eleştirel süzgeçten geçirmemiz gereken hiçbir şeyimiz yok."
Bu ikisi de yanlış tutum aslında.
Geçmişin İstilası Tehlikesi
İhsan Fazlıoğlu: Ne yapmamız lazım? Bir kere içinde yaşadığımız vaziyetin ahvalini, şeraitini, koşullarını gözden geçirmemiz gerekiyor. Çünkü biz yalıtılmış halde yaşamıyoruz. Belirli medeniyet kümeleri içerisindeyiz ve bu eskisi gibi değil.
Hesaplaşma Mecburiyeti
Tarihsel süreç içerisinde her yeni olan eskiyle bir şekilde hesaplaşır zaten. Paracelsus oturmuş 1500'lerde İbn Sina'nın El-Kanun fi't-Tıp'ını meydanda yakmış: "Biz bu kitapla hesaplaşmadan yeni bir tıp kuramayız" demiş.
Kitap yakmak hoş bir şey değil ama neticede hesaplaşmak olarak görürsek: Biz hesaplaşmadığımız zaman o eser ne olur? Geçmişin istilasına uğrarız.
Geçmiş de İstila Eder
Geçmişin istilası bugündeki bir kültün istilasından daha tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Şimdi biz Amerikan kültürünün, Çin kültürünün istilasından konuşuyoruz. Geçmiş de bizi istila edebilir.
Eğer ciddi bir süzgecimiz yoksa, teorik bir bakışımız - nazari bir bakışımız - yoksa, niye alacağımıza, niye almayacağımıza ilişkin bir görüşümüz yoksa, böyle bir teori geliştirmemişsek geçmiş bizi istila eder. Hatta daha tehlikeli: romantik hülyalara dalıyoruz, büyülü rüyalara da dalabilir.
Çarpıcı Bir Örnek
Geçen sosyal medyada bir Arap yazarın İngilizce metnine rastladım. Diyor ki: "Müslümanlar, İslam dünyası bilimde zirve olduklarında, dünyadaki bütün açıklama modelleri içinde en belirleyici oldukları dönemde bile Kur'an-ı Kerim'in bir bilim kitabı olduğunu kimse iddia etmedi, akıllarına bile gelmedi. Ama ne zaman artık bu bilimsel tahtımızdan indik, herkes aslında her şeyin, bütün bilimlerin Kur'an-ı Kerim'de olduğunu söylemeye başladı."
Yenilmiş Kültürlerin Psikolojisi
İhsan Fazlıoğlu: Bu psikolojik tabii. Ben yurt dışına gittiğimde ilginç bir sahneyle karşılaştım. Modern bilim ve Vedalar, Upanişadlar... Meğer bütün modern bilim Hint metinlerinde varmış! Kuantum, relativite... Hristiyan İncil'de varmış!
Bunlar yenilmiş kültürlerin psikolojik savunma mekanizmaları. Bunları normal karşılamak, sosyolojik okumak gerekiyor ama entelektüel olarak bunlarla malul olmamak gerekiyor.
"1000 Yıldır Uyuyoruz" Yanılgısı
Geçenlerde okudum: "İslam medeniyeti 1000 yıldır uyuyor." Hesapladım: 1000 yıl... 2025'ten çıkarsak 1025 olur. İbn Sina kaçta öldü? 1037. İbn Heysem 1039. O zaman biz onlar daha gelmeden bitmişiz zaten!
Bir tarafıyla böyle romantik-mistik bir şey, bir tarafıyla da ahmakça bir bakış açısı.
Bunlar neyle giderilir? Bilgiyle. Yine bilgiye geldik, yine envantere geliyoruz.
Envanter Sorunu: Hâlâ Keşif Yapıyoruz
İhsan Fazlıoğlu: Maalesef, emin ol samimi söylüyorum: Biz hâlâ keşif yapıyoruz. Diyoruz ki: "Aa, falan'ın matematik kitabını bulduk, filan'ın optik kitabını bulduk." Ve bununla övünüyoruz, bununla akademik makaleler yazıyoruz.
Arkadaşlar Arapça-Farsça-Klasik Türkçe bilen arkadaşlar keşif yapıyorlar ve bunu biniyoruz. Envanterimiz yok. Envanterin olmazsa pusulan da olmaz. Bir çıkarım yapıp neye doğru ilerleyeceğini bilemezsin.
Türkiye'deki Mevcut Durum
Cumhuriyet döneminde envanter çalışmalarını ciddiye alan isimler olmadığı değil. Salih Zeki'den başlayan bir süreç var. Özellikle İSAM'da belli şeyler yapıldı. Rahmetli Cevat İzgi'nin "Osmanlı Medreselerinde İlim" ve bununla alakalı çalışmaları...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Yazma Araştırmalar Kurumu'nu kurdu. Orada Muhittin Macit hocalar, Coşkun hoca, büyük uzman ekip çalışıyor. Problemimiz: hâlâ fiili olarak tespit, hâlâ kataloğumuz yok.
Rakamlar
Süleymaniye Kütüphanesi'nde yanlış hatırlamıyorsam 250.000'e yakın yazma var. Türkiye ölçeğinde bir 400-500.000 yazmamız mevcut. Dünyada bu konuda rakam olarak belki İran'dan sonra geliyiz ama nitelik olarak çok ilerideyiz - çünkü İran'daki eserlerin çoğu 18-19. yüzyılda istinsah ediliyor.
Bunların tam dökümüne sahip değiliz. Yavaş yavaş ama bir şeyimiz var, yolumuz var.
Psikolojik ve Siyasi Faktörler
İhsan Fazlıoğlu: Sık sık tekrar ettiğim bir şey var. Bir Fransız oryantalistin cümlesi: "Bir milleti bir kere yenmek istiyorsanız onunla savaşacaksınız ama sürekli yenme zevkini tatmak istiyorsanız onu kendi tarihi önünde küçük düşüreceksiniz."
Biz kendi tarihimiz önünde küçük düşürüldük, tarihimizi beğenmiyoruz. İslam medeniyeti hakkında ahkâm kesenler ya da Türk medeniyeti hakkında ahkâm kesenler dahil bilgi seviyesinde henüz ciddi bir şey yapmış değiliz.
Kamusallaşma Sorunu
Parça parça yapılıyor, Türk akademisi güçlü. Bazen bir yerde konuşuyorum, hocalarımız haklı tepki veriyorlar: "Ya olur mu, biz bunu biliyoruz, çalışıyoruz."
Ben onu kastetmiyorum. Ona bakarsan bu çalışmaları Amerika'da bizden daha iyi yapıyorlar, dergi çıkartıyorlar. Kastettiğim: bu ürettiğimiz bilginin kamusallaşması, kültüre dönüşmesi ve gündelik hayatta karşılık bulması.
Kültürel Refleks Sorunu
Bir Türk çocuğuna matematik dediğimizde aklına kim geliyor? Astronomi dediğimizde kim? Mimari-sanat dediğimizde kim geliyor? Kültürleştiği zaman o kişi - refleksi. Kültür diyorum ben buna. Herhangi bir bilinç eşlik etmediğinde herhangi bir konuda sen kendi kültüründen örnek verebiliyor musun?
Nazzam Örneği: Kendi Cehaletimiz
Halkta bulmasını ummadan önce aslında akademide de sorunlarımız var. Ben kendimden öz eleştiri yapayım. Hatırlayın, size yolda Nazzam ile ilgili bir soru sormuştum. Dediniz ki "bu zaten biliniyor" ama ben bilmiyorum.
Ben eğitim almış biriyim, bu topraklarda yetişmiş biriyim. Ben Leibniz'den sonsuz küçükler hesabında Nazzam'ın tefre teorisine geçiş yapabiliyorum. Leibniz ona atıf yapmasaydı ben adını bile duymayacaktım Nazzam'ın.
Siz dediniz ki "biz biliyoruz" ama bu alanda çalışabilecek birisi olarak ben haberdar değilim.
Felsefe Tarihi Kitaplarındaki Eksiklik
İhsan Fazlıoğlu: Şimdi Türkiye'de 17-18. yüzyıl felsefe tarihi kitapları var. 18. yüzyılda mesela İsmail Gelenbevi var mı? Yok.
Şimdi bir sürü insan çalışıyor. Bizim Karadeniz'de bir söz var: "Sen yemezsen malını başkaları yer, üzerine soğuk ayran içer."
Sen kendi kültürüne sahip çıkmıyorsun ki şeyden bekleyeceksin bunu - Fransızlar çalışacak! Öyle hâle geldi ki psikolojik olarak hâlâ bunun izleri var: Eğer dışarıda biri çalışıyorsa bir isim ve bu isim önemli diye işaret ediliyorsa biz de önem veriyoruz.
Gelecek Bilinci vs. Geçmiş Bilinci
İhsan Fazlıoğlu: Bu malzemeyle ne yapacağız? İnsanın geleceğe ilişkin bir projesi olacak.
Bizim geleceğimizle sorunumuz var. Bir yazımda şöyle bir cümle kullandım: "Bizim geçmişimizle sorunumuz yok, bizim geleceğimizle sorunumuz var."
Tarih = Gelecek Bilinci
Biz bir gelecek tasavvuruna sahipsek, geleceğe ilişkin derdimiz varsa geçmişimizi de onun parçası yapabiliriz. Çünkü tarih gelecek bilincidir, geçmiş bilinci değil.
Sizin geleceğe yönelik eyleme geçtiğiniz zaman geçmişinizi orada istihdam edersiniz. Yoksa niye uğraşayım ki geçmişle? Akademik uzmanlığa dönüşür ya bir nefrete dönüşür ya övgüye dönüşür.
Dil Felsefesi Örneği
Bunu yapabilmek için geleceğe ilişkin projeksiyona ihtiyacımız var. Mesela dil felsefesi yapıyorsak, bugün çağdaş durumda dil felsefesiyle uğraşıyorsak, geçmişte yapılan dil felsefesi bizim için anlam ifade eder.
Ali Kuşçu'nun okuduğu eserleri okuduğunuz zaman orada yapılan dil felsefesini ya da mevcut dil felsefesiyle irtibatını anlayabilmeniz için bugün içinde yaşadığınız dünyadaki dil felsefesiyle bir şekilde irtibatlı olmanız lazım.
Saussure Örneği
Çok müşahhas örnek: Saussure'ün "bu eskiler hariçteki şeyle fonem arasındaki ilişkiyi zorunlu görüyorlardı" demesi... Bu "eskiler" kimdi? Aslında Avrupa'da da böyle diyen kimse yokmuş.
Biraz geriye gidip bizdeki ekollere, Fârâbî'den İbn Sina'dan itibaren - hariçteki şey, yazıdaki karşılığı, sesteki karşılığı hepsi ayırt edilmiş ve bu ilişkinin zorunlu olmadığına dair zaten ittifak var. Bir sürü teori var.
Dil felsefesi konusunda bunu bilmezsek sanki yeni bir şey söylenmiş gibi geliyor bize, devrim olarak anlıyoruz.
Tarihsel İdrakteki Süreklilik Sorunu
İhsan Fazlıoğlu: Tarihsel idrakimizdeki süreklilik sorunu ve homojenlik sorunu: Herhangi bir tarih kitabını ele aldığımızda Mezopotamya'da başlıyorsun, bir yere gelip oradan 1000 yıl sıçrayıp devam ediyorsun.
Merkezcilik Problemleri
Bu psikolojik durumlar her yer için geçerli. Türkiye'de ya da İslam dünyasında belli okumada aşırı İslam medeniyeti vurgusu yapıyoruz. Batılıları eleştiriyoruz: "Çok batı merkezli düşünüyorlar."
Biz nasıl düşünüyoruz? Hatta biraz da İstanbul merkezli, Osmanlı merkezli düşünüyoruz.
Noktayı Nazar'ın Önemi
Duruşumuz, o noktayı nazar çok önemli. İslam medeniyetini anlatırken ne yapıyoruz? Kahramanlar üzerinden gidiyoruz ya da "önce biz bulduk" problemimiz var.
İnsanlık Tarihinin Devamlılığı
Kardeşim, İslam medeniyetinin çok büyük avantajı vardı: geçmişinde Yunan medeniyeti vardı. Yunanlıların çok büyük avantajı vardı: geçmişinde Mezopotamya, Mısır vardı.
İnsanlık tarihi böyledir zaten. Biz insanlık tarihinden, insanlığın hafızasından bahsetmiyor muyuz? Gayet doğal değil mi bu? Bu ne övünülecek ne yenilecek bir şey. Ondan aldık - alacaksın tabii. O bizden aldı - alacak tabii.
Batı Avrupa medeniyetinin çok büyük avantajı vardı: geçmişinde 1000 yıllık İslam medeniyeti vardı. Biz de ileride bir şey yaptığımızda geçmişimizde büyük tecrübe yaşamış Batı medeniyeti olacak. Hatta bugünkü ölçekte düşünelim: Çin medeniyetinin tecrübesinden de istifade edeceğiz, belki Hint medeniyetinin tecrübesinden.
Bu psikolojiyi aşmamız lazım.
Dönemlendirme ve Özne Olma Problemi
İhsan Fazlıoğlu: Daha düne kadar İslam medeniyetinin dönemlendirmesi problemini bile başkalarının gözünden okuyorduk. Sen kendi hakkındaki kanaatini arkadaşının sana yüklemeleriyle... "Sen kimsin?" "Arkadaşım ne diyorsa ben oyum."
İslam Düşünce Atlası
Bu özneleşme meselesine gireceğiz bir yerde. Fail olmak son derece önemli. İslam Düşünce Atlası'yla birlikte bir dönemlendirme teklifi ettik. Bu çok büyük, muazzam bir çalışma oldu, çok faydalı oldu.
Ama kim bundan istifade etti? Kim bunu eleştirip üzerine yeni şeyler kattı? Bir şeyden istifade etmek onu olduğu gibi taklit etmek değil. Eleştirip üzerine yeni şey katmak.
Esas bu konuyla ilgilenmesi gereken ilahiyattaki hocalarımızın çoğu ciddiye bile almıyor. Bir şey de teklif etmiyorlar. Böyle enteresan bir psikoloji var: Biri bir şey yapsa da eleştirsek ama ben bir şey yapmayacağım.
Kendini Kendi Gözüyle Görmek
Orada bir teklif var. Bu teklif sabahtan akşama üretilmiş değil - Türkiye'nin tecrübesi bu. Tanzimat'tan itibaren başlayan, sonra İstanbul Üniversitesi'nde, Ankara'daki üniversitelerde üretilmiş, buradaki hocalarımızın yaptığı çalışmalar... Böyle gelişmiş, belli süzgeçten geçmiş bir değerlendirme teklif ediliyor.
Kendimi kendi gözümle nasıl görürüm? Başkasının gözüyle değil de başkasının bana nasıl baktığından istifade edebilirim. Çünkü ben kendi eksikliklerimi göremeyebilirim, belki taraf tutarım. Ama birinin beni bana fısıldamasına, işaret etmesine dikkat ederim.
Ama kendimi başkasının cümleleriyle ya da başkasının gözünden görmek beni şahsiyet bulunmasına götürür.
Utanç Kültürü ve Japonya Karşılaştırması
İhsan Fazlıoğlu: Bu sadece bizim problemimiz değil. Özellikle son yıllarda sosyal bilimler alanında Japonya'da çok tartışılıyor: Japonlar mağlup olduktan sonra kendi kültürlerinden de utanmayı öğrendiler Batılılar karşısında.
Toplumsal psikolojide çok ciddi sorunlara yol açtığını, bu utanç kültürünün çok ciddi sorunlara yol açtığını söylüyorlar.
Ontolojik Mukayese Sorunu
Osmanlılar Japonlularla mukayese edilecek bir şey değil - orada ontolojik ölçülemezlik sorunu var. Japonya kim? Daha düne kadar Çin'in gölgesinde bir kültürdü. Bugün Amerika'nın ürettiklerini taklit ederek bir şey yapıyor.
Japonya dediğin bir şey değildi ki. Resim sanatını önemsiyorum ama hepsi Çin'den alınmış. Her şeyi sanata dönüştürüyorlar - Çin'den alıyor ama en yüksek seviyesine dönüştürüyor. Ama o Çin kültürünün uzantısı.
Çinliler Afyon Savaşı'ndan sonra yenilince Japonlar bir süre kendine gelemiyorlar. Çünkü ideal gördükleri medeniyet, kültür İngilizler karşısında çok büyük yenilgi... Nasıl yenildiğini anlayamıyorlar.
Biz Osmanlı'yı ya da kendi tarihsel tecrübemizi Afrika kabileleriyle mukayese ederek anlamlandıramayız.
Güç Taklit Edilir: İbn Haldun'un Tespiti
İhsan Fazlıoğlu: Güç taklit edilir. Bu İbn Haldun'un Mukaddime'sinde bir bölümdür. Gayet doğal bu:
-
11-12-13. yüzyılda Avrupalılar Arapları taklit ediyordu - niye? Çünkü yüksek kültür. Endülüs Arap müziği, Arap gibi giyinmek...
-
15-16-17. yüzyılda Osmanlı'yı taklit ediyorlardı. İstanbul'dan gelen halılarla ev döşemek, orada yapılmış eşyalar... Kahveler açılıyor Türkiye'den geliyor kahveyi, Türkler üzerinden tanıyorlar. Kahvelerin isimleri "Sultan Murat" ya da "Divan".
Biz de bugün aynısını yapıyoruz. Bu gayet insani bir şey.
Tarihsel Örnekler
Barbaros Hayrettin Paşa donanmayla gittiğinde Paris boşalıyor, Fransız kralı ferman çıkartıyor: "Kimse çıkmasın, yalnız kalacağız burada."
Amerikan filosu geldiğinde bizim gençlerin ne yaptığını biliyorsun - sen o nesilden geliyorsun.
Bunları ayıplamıyorum. Güç taklit edilir, her zaman böyledir. Hele yumuşak güç - Moğol gibi yıkıcı güç değil de yumuşak güç taklit edilir.
İbn Haldun'un Analizi
İbn Haldun'un ifadesine göre bu güç bir süre sonra o gücün sahibinin davranışları taklit edilmeye başlanır. Hatta baba-oğul örneğini veriyor: "Oğul babayı taklit eder, kız anneyi taklit eder." O gücün onun özelliklerinden, niteliklerinden kaynaklandığını zanneder.
Bu gayet insani bir şey. Yenilmiş kültürler onları yenen kültürlerin ürünlerini önce taklit eder. Sonra bu ürünleri mümkün kılan davranış biçimlerini ona bağlarlar: "Böyle davranırsam ben de bunu üretebilirim" diye düşünür.
Bunu ben insani görüyorum. Önemli olan burada o kültürün entelektüellerinin meseleyi nasıl analiz ettiği, nasıl çözümlediğidir. Onlar teslim olursa o zaman iş biter.
Kimlik ve Tarihsel Derinlik
İhsan Fazlıoğlu: Sizin o gence verdiğiniz kimlik - tarihsel derinliği olan kimlik - ancak bunu engelleyebilir.
Ben bunun sürü tecrübesini yaşadım. Yurt dışına giden insan - müzisyen dendiğinde aklına kim geliyor? Sanatçı dediğinde kim? Ressam, mimar, bilim insanı, filozof dediğinde kim geliyor?
Kendi kültürünün derinliğine ilişkin tasavvur yoksa niye onu taşısın ki? Bu şuna benzer: çok hafif bir iple bağlamışsın adamı, bir rüzgar alıp götürür.
Musiki Kültürü Örneği
Sadece halk türküleriyle irtibatlı olan bir insan da kolay kolay teslim olmaz. Ama Türk sanat musikisinden haberdar olmayan, kendi musiki kültürünü bilmeyen, kendi edebi kültürünü bilmeyen bir insan yurt dışına gittiğinde...
Bir Pigme kabilesinden mensubu alıyorsun, getiriyorsun Harvard Üniversitesi'ne. Ne yapacak o adam? Etkilenmez mi?
Gökdemir İhsan: Hocam burada dediğiniz - avamın bu tesirden etkilenmemesi imkansız gibi geliyor. Çünkü biz akademisyen, entelektüeller ve akademisyenlerde durum buysa, avam için söylenebilecek bir şey yok gibi görünüyor.
İhsan Fazlıoğlu: Tabii tabii. Dolayısıyla biz hâlâ akademik merkezli konuşmak zorundayız. Entelektüel çevrelerin bu hususta bir asabiyete sahip olmasını sağlamaya çalışmak belki bir vazife olabilir.
Kültüre Tabi Bilimler vs. Evrensel Bilimler
İhsan Fazlıoğlu: Bazı bilimler zaman-mekân kayıtlarından hafif tabidirler, kültürlere de hafif tabidirler. Matematik yapabilirsin her yerde - Çin'de bir çocuğun önüne kağıt koyun, İstanbul'da koyun, Washington'da koyun, "diferansiyel denklem çözün" diye - üç aşağı beş yukarı aynı şeyi çözecek.
Sosyal Bilimler Farklıdır
Ama özellikle sosyal bilimler o toplumun, o milletin gayesiyle, tarihsel ruhuyla alakalı. Sizin tarihsel tecrübenizdir sizin kimliğinizi veren. O kimlikle alakalı bilimleri biz kendimize konu kıldığımızda:
Sosyoloji yapıyorsun - hangi toplumun bilimini yapıyorsun? Toplum bilimi. Hangi toplumun bilimi?
Test Örneği
Öğrenciyken İstanbul Üniversitesi'nde test koydular önümüze, çözüyoruz. Dedim hocaya: "Hocam bu hangi ülkede hazırlanmış?" Benim kültürümle alakalı değil ki.
Bir psikoloji profesörü öğrencisini test yapacak, kendi kültürüyle alakalı, ona uygun test hazırlamıyorsa ya da başka yere gidiyorsun, Amerikan ordusu için hazırlanmış testi önümüze koydular. Benim Amerikan ordusuyla ne alakam var?
Felsefede Durum
Felsefe yapıyorsunuz. Felsefenin bir tarafı tekniktir - sen felsefede doktorası olan insansın. Ama bir tarafı da o toplumun gayesiyle alakalı - özellikle siyaset felsefesi, hukuk felsefesi, toplum felsefesi, tarih felsefesi.
Sen şimdi onu hiç dikkate almadan Hegel'in anlattıklarını burada bayilik yaparak tekrar edersen ne çıkar ortaya?
Batı Dışı Modernleşmeler Sorunu
Gökdemir İhsan: Daha vahim tespitimi söyleyeyim hocam. Bir dönem yayınevi için danışmanlık yaparken "Batı Dışı Modernleşmeler" dizisi teklif etmiştim. Japonya, Rusya bunlara bakmıştım. Akademik çalışmaları taradım: Japonya hakkında çalışılmış, Rusya hakkında biraz çalışılmış, Türkiye hakkında ufak tefek çalışmalar var, kaynak bulamadım.
En son Alman akademisyen hanımefendi arkadaşıma dedim bu sosyolojik veri tabanlarında böyle eserler bulamadım. Dedi ki "yanlış yere bakıyorsun. Bunları antropoloji başlığında çalışıyoruz biz."
Antropoloji vs. Sosyoloji
"Çünkü sosyoloji Batı toplumlarını incelerken kullandığı disiplin. Batı dışı toplumları incelerken insanı antropolojik nesne olarak gördüğü için antropoloji altında çalışıyor bunları."
Sonra baktım devasa bir literatür. Antropolojiyi İngilizler kuruyor - çünkü sömürdükleri toplumları nesneleştirdiklerinden ve tarih dışı kabul ettiklerinden onları inceleyecek ayrı bilim dalı olarak görüyorlar.
Batılı Bilimlerin Kökeni
Sosyolojiyi Fransızların icat etmesinin kendileriyle alakalı derdi var. Tarihi Almanların icat etmesi, tarih felsefesini - o toplumla alakalı bir şey var.
1810'da Humboldt Berlin Üniversitesi'ni kurduğu zaman - Batı'da da her şey sabahtan akşama olmuyor, üniversitelerin tam bağımsızlık kazanması 1800'den sonra, 1800'e kadar kilisenin kontrolünde Avrupa'da da.
Humboldt'un Üniversite Anlayışı
1810'da Humboldt üniversiteyi kurarken üniversitenin görevini şöyle tanımlıyor: "Üniversitenin görevi bir milletin gayesini aşikar kılmaktır, onu araştırmaktır."
Alman milleti böyle kuruluyor. 1810'da başlayan süreç Bismarck'ın Almanları birleştirip Almanya'yı büyük güce dönüştürmesiyle - sadece askeri güç değil. Almanların 200 yıl neredeyse büyük filozoflar, matematikçiler, hukukçular... Hemen hemen Alman. Sebebi bu.
Milletin Gayesi Nedir?
Ne demek "bir milletin gayesini aşikar kılmak"? Bir milletin tarihsel süreç içerisinde ürettiği her şey onun gayesidir, ruhudur. Sen bunu araştıracaksın. Almanlar bunu başarıyla yaptılar açıkçası.
Gökdemir İhsan: Şöyle diyebilir miyiz hocam: Türk milletinin ruhu nedir?
İhsan Fazlıoğlu: Ruh derken psikolojideki ya da felsefi ruhu kastetmiyorum, mecaz anlamıyla kullanıyorum. Bir ruh var aslında, ben hissediyorum onu ama o gizlenmiş durumda.
Gökdemir İhsan: Tam 15 Temmuz'da bunu gördük.
İhsan Fazlıoğlu: Doğru, katılıyorum ama bunu akademik araştırmanın konusuna dönüştürmemiz lazım.
Gri Alan: Nüfuz Edilemeyen Ruh
İhsan Fazlıoğlu: Bir arkadaşım anlattı sohbette. Uzun süre yabancı gizli servisler tarafından sorgulanmış birisi, bir Türk. Şöyle demiş, artık dayanamamışlar: "Ya her şeyinizi biliyoruz. Bütün bürokrasinizi, askeri bürokrasinizi, istihbaratınızı... Her yerinizde elemanlarımız var. Ama yine nüfuz edemediğimiz gri bir alan kalıyor. Orası çok muğlak, oraya nüfuz edemiyoruz."
Anlatan diyor ki: "Dedim ki işte o ruhtur. Oraya nüfuz edemiyorsunuz." Ruha nüfuz edemezsiniz.
Metafizikten İlişkisel Yaklaşıma
Bu çok metafizik ama metafizikten kastetmiyorum. İlişkisel de düşünebilirsin. Bizim tarihsel süreç içerisinde ürettiğimiz, mekân-zamanında ürettiğimiz bir yapı var. Bu yapı tecrübe edilir bir yapı.
Vesikalarım var, arşiv vesikalarım var. Dünyanın en arşivci milletlerinden birisin - 250-300 milyon arşiv vesikan var sadece Osmanlı arşivlerinde. Ankara'daki arşivlerimiz dolu, yazma kütüphanelerimiz dolu, eserlerimiz ortada.
Süleymaniye Örneği Tekrar
Dedik ya Süleymaniye'yi bir arada tutan o bütün - işte benim "ruh" dediğim o - o anlam-değer dünyası. Bunu biz araştırmamızın konusu henüz kılmış değiliz.
Parça parça var, yine ötede beride bunu dert edinen insanlar Tanzimat'tan itibaren var şüphesiz. Ama bunu bir bütün olarak ele alıp bundan hareket edip:
- Eğitim politikası
- Siyaset
- Ahlak felsefesi
- Estetik
Geliştirebiliyor muyuz? Bir tane de değil, çok çeşitli geliştirebiliyor muyuz?
Türk Estetiği Sorunu
Gökdemir İhsan: Sen sanat felsefesi çalışan birisin. Var mı böyle bir şey?
İhsan Fazlıoğlu: Maalesef. Estetik kitapları var mı Türkiye'de? Var. Çok güzel estetik - İsmail Tunalı Allah rahmet eylesin, başka hocalarımızın yaptığı çok güzel estetik çalışmalar. Açıyorsun: Croce estetiği, Baumgarten'dan itibaren gelinen estetik, Marx estetiği...
Bunları bilelim canım. Malumat olarak, bilgi olarak bunları bilmekte sakınca yok, entelektüellerimiz her şeyi bilsin. Ama peki, en nihayetinde bizim gayemizin estetiği ne?
"Allah Güzeldir" Başlangıcı
Ben yıllarca bu soruyu sordum. Dediler ki: "Çok kolay bizim için, çok önemli bu." "Nedir?" dedim. "Allah güzeldir, güzeli sever" dedi.
"Güzel" dedim, "başlangıç noktası olarak çok güzel bir söz bu. Ama buradan estetik teorisi çıkmaz ki. Bir şey yapmamız lazım biz. Çıkartacaksan da çıkart, görelim."
Topu Taca Atmak
Bunlar biraz lafı dolandırmakla alakalı şey. Bunu yapmanın başka yolu yok, tek yolu var: Mevcut - senin envanter dediğin - o birikimle muhatap olacaksın. Bu birikimi yorumlayacaksın, belli yöntemler, belli teoriler dahilinde yorumlayacaksın.
Oradan sen bir teori çıkartacaksın, ben bir teori çıkartacağım, başka biri başka teori çıkartacak. Bu teoriler kendi aralarında müzakere yapacaklar ve bu süreç içerisinde aşağı doğru süzülecek, popülerleşecek, kamusallaşacak, milletin karşısını açacak.
Tarihte hep böyle olmuştur.
Metodolojik Eksiklik: Felsefe Bölümlerindeki Problem
Gökdemir İhsan: Belki bir yöntem de önerebiliriz hocam. Çünkü ben yöntemsel eksiklik, metodolojik eksiklik olduğunu hissediyorum. Dediğiniz doğru: felsefe bölümlerinde kataloglarda belli isimler yoktu, belli dersler de görülmüyordu.
Bizim bölümümüzü düşünelim - diğer üniversitelerde çok farklı değil. Felsefe dediğimiz zaman sistematik felsefe ya da felsefe tarihi dediğimiz zaman aslında o Batı felsefesi. Bir de İslam felsefesi - İslam-Türk felsefesi.
Garip Durum
Diyelim ki ben Heidegger çalışan biriyim, felsefe bölümünde çalışıyorum ama İslam-Türk düşüncesi hakkında hiçbir fikrim olmadan çalışmamı tamamlayıp emekli olup gidiyorum. Burada gariplik yok mu?
İhsan Fazlıoğlu: Şöyle: Sen matematik bölümüne gittiğinde İslam matematiği, Batı matematiği ayrımı var mı? Yok. Matematik son geldiği nokta neyse o okutulur ve bunun hangi millete aidiyeti bahsedilmez.
Önemli olan o matematiğin üzerine dayandığı daha geniş ölçekteki felsefe problemidir. Hangi kültürün felsefesi diye sorabilirsin ama felsefede bunu yapıyorsun. Niye? Çünkü Türkiye'de felsefe denince büyük oranda felsefe tarihi anlaşılıyor.
Felsefe Tarihi Ağırlığı
%80-90 felsefe tarihi okutuyoruz. Ben de 40 yıldır felsefe bölümünde hocayım, biliyorum. Şunu sorabiliriz: Felsefe çok gayeli, problemli bir yapıdır. Amerika'nın problematiğini ben niye araştırayım ki?
Amerika'da pragmatik felsefe çerçevesinde adamların belli sorunlarını çözüyorlar ya da analitik felsefe... Benim altyapısı olmayan bir şeyin doktora tezini yapıyorum Türkiye'de. Ne anlamı kalıyor?
100 tane doktora tezi yapalım ve hiçbiri sınıf olmasın. Bunun toplumsallaşması, belirli karşılık bulmasının ne anlamı var?
İran Örneği
İran'ı beğenmezsiniz ama İran'da bak: Bir konuda makale yazılır, hemen herkes onu eleştirmeye başlar, o karşı cevap verir. Bir bakarsın bir yıl sonra 10 cilt metin üretilmiş.
Biz de Gökdemir İhsan estetik konusunda kitap yazsa kimse dikkate almaz. Orada kalır. Niye kendimizi ciddiye almıyoruz ki? Başkalarının bizi ciddiye almasını bekliyoruz.
Kaldırılması Gereken Bölümler
Gökdemir İhsan: Benim sorunum hâlâ aynı hocam. Ben ömrümün sonuna kadar Heidegger çalışıp emekli olup gidebiliyorum, İslam ve Türk felsefesi ile ilgili hiçbir ilgim olmadan.
İhsan Fazlıoğlu: Ben kişisel kanaatimi söyleyeyim: Ben felsefe bölümlerinde bunları kaldırırım.
Doğal Süreç Olmalı
Bir Türk entelektüeli, bir Türk filozofu herhangi bir meseleyi ele aldığı zaman zaten kendi tarihsel tecrübesine basarak olaylara bakmak zorunda.
Ama zaten basamıyoruz, işte sorun o. Anlattım ya ben Nazzam'ı öğreniyorum... İşte onun için bunu konuşuyoruz zaten. Bunu yapmamız gerekiyor diyorum sana.
Bunu yapmadığımız müddetçe başkalarının ürettiklerini takip edip oraya doktora talebesi göndeririz, burada da tezler yaptırtırız. Kendi aramızda grup insan eğlenir gideriz. Böyle felsefe eğlencelik hale geliyor.
Geleneksel Sanatlar Problemi
Gökdemir İhsan: Başka örnek arz edeyim: Akademiye bakalım. Resim bölümü var, farklı atölyeleri var. Grafik bölümü var, heykel bölümü var, mimari bölümü var. Bir de "geleneksel sanatlar" diye bir bölümümüz var.
Tasnifte Hile
Bu tasnifte zaten hile yok mu? Bizim geleneksel sanatlarımızın bu başlıkların her birine girecek uygulamaları vardı. Belki birebir Batı'yla aynı değildi ama her birine denk düşecek disiplinlerimiz vardı.
Bunların tamamını bir çekmece olarak "geleneksel sanatlar" başlığı altında iteledik, kapattık. Resim okuyan birisi geleneksel sanatlarla asla temas etmiyor.
Kimin Geleneği?
Kimin geleneği? Kendi geleneği kabul etmiyor ki onu. Kendi geleneği olsa gelenek geleneğe ek yapıldığında gelenek olur.
Dede kime denir? Torunu olana. Torun olmayana da demezsin. "Ced" ne demek Arapça'da? "Cedid" demek - yeni. Bir insan torunu olduğunda yenilenir.
Sen o geleneksel sanatları yenileyebiliyor musun? Maalesef. Yoksa onları müzede mi tutuyorsun?
Dini Gayretle Ayakta Duran Sanat
Bugün Türkiye'de geleneksel sanatlar dini gayretle ayakta duruyor. Bu böyle olur mu canım? Sanat sanattır ya.
Resim deyince neden Batı resmi anlaşılıyor akademide de? Ben delikanlıdan beri hep bunu düşünürüm. Kitapçıya gittiğin zaman "dünya masalları" var, "Türk masalları" ayrıdır. Benim esas olan o benim için. Anlatabiliyor muyum? Ben dünyanın dışındayım sanki.
Kıyafet ve Kimlik Tartışması
İhsan Fazlıoğlu: Geçenlerde değerli akademisyen arkadaşım konuşuyoruz. Bana diyor ki: "Hocam tamam anlıyoruz ama bak şimdi biz Arap kıyafeti giyiyorduk. Bu iş miydi?"
Ya dedim, sen Arap kıyafetinin ne olduğunu bilmiyorsun. 1000 yıllık kıyafetime - hep aynı değil, kıyafet üzerinde de medeniyet okunur - Büyük Selçuklular'dan itibaren gelen kıyafeti attık. Türk kıyafeti nedir? Senin giydiğin bu kıyafet Türk kıyafeti mi? Bu takım elbise Cizvit papazı kıyafeti.
Mantığı anlayabiliyor musun? Bu akademisyen bu arkadaş... "Pantolon bizimdi hocam." Pantolon eski Türklerde var, çünkü atçılıktan dolayı pantolon vardı.
Elbiseden Medeniyet Okunmaz
Bunlar insanlığın ortak tecrübesi. Elbiseden bir şey çıkartılmaz, giyersin ihtiyaçlarına göre. Soğuk yere gidersin bir şey giyersin, sıcak yere gidersin... Buradan medeniyet okunmaz.
Bu psikolojik sıkıntıyla alakalı şey. Sen Arap alfabesine "Arap alfabesi" deyince kızıyorsun, Türk alfabemizi koydun. Ne alfabesi koydun?
Zaman-mekândan bağımsız milli kimlik olmaz ki. Tarihsel tecrübeyle alakalı. Türk milleti dediğin nedir? Orta Asya'dan itibaren sahip olduğu tecrübenin İran üzerinden Anadolu'ya akıp Balkanlara gidip oluşmuş yapı.
Kimlik Nedir?
Sen bu tecrübeyi çöpe atarsan geriye ne kalır kimliğin? Sen "kimliğim" dediğin aslında bugün İngilizin, Fransızın, Amerikalının yaptığını taklit etmeye "kimlik" diyorsun.
Bir milletin kimliği özsel, esansiyel bir şey değil. Bir milletin kimliği tarihsel tecrübesidir. İleride bizim 1000 yıl sonraki kimliğimiz çok farklı da olabilir ama eğer organik süreklilik sağlarsak buradan da parçalar taşır.
Devamlılık ve Kültürel Genetik
İhsan Fazlıoğlu: Her şeye rağmen ben biraz meraklı olduğum için eski Türk yazıtlarını okuyorum. Göktürk'ten itibaren bakıyorsun bazı konularda devamlılıklar var. Devlet geleneğimiz... Bazı şeylerde nasıl oldu? Bunu bilinçli olarak mı sürdürdün?
Sen o geleneği bir şekilde taşıdın: Şiirle taşıdın, destanla taşıdın, efsanelerinle taşıdın, mitlerinle taşıdın.
Kız Dağı Örneği
Gittiğin her yere Kız Dağı var. Git Balkanlara - niye? Çünkü Türk yaratılış destanlarında "kız" çok merkezi yerde. Çıkıyorsun Kaz Dağları, Sarı Kız var... Ziyaretlerle bu - mekanın kutsallaştırılması.
Toprağı sadece coğrafi olarak fethetmiyorsun, anlam-değer dünyasını fethetmen lazım.
Tahtacı Aleviler ve Sarı Kız
Çok ilginç hatıramı anlatayım: Bizim Tahtacı Alevilerimiz her yıl Kaz Dağı'nda festival yapar. Böyle gittik birine, orada hoca konuşuyor Kaz Dağı'nda - Sarı Kız, yatırı var onun etrafında. Bunu Yunan mitolojisine bağlıyor!
"Hocam işte durum daha da kopuyor maalesef." Sarı Kız... Dedim ki "bu 'sarı' ne demek, renk zannediyorsunuz? Sarı derviş - derviş kız. Sarı Saltuk... Niçin sarı? Başak sarardığında nasıl boynunu eğer..."
"Kız" niye "kız"? Çünkü Türk yaratılış destanından geliyor. Bunu yapanlar belki o tarihsel süreci bilmiyorlar, biz okuyoruz ama o bilinçaltında.
Kültürel Genetik
O milletin - nasıl senin bilinçaltın varsa - milletin, kültürün de bir bilinçaltı var. Jung'un "kolektif bilinçdışı" dediği... Şimdi "memetik" diyorlar buna biyolojide - kültürel genler.
Nasıl senin genin var, neyi taşıyorsan - ben biyolojide öyle şeye inanmam ama en azından kolektif bilinçdışı, metafizik olmayan kavram olabilir - nasıl "genetik" diyorlarsa kültürde de bir genetik var.
Onu kastediyoruz ve bu farkında ol ya da olma devam ediyor bir şekilde. Sen bunu başka yerlere gidip zenginleştiriyorsun, alıyorsun, ortaya o tarih çıkartıyor.
Tarihsel Devamlılık
Ona bakarsan Osmanlılar Selçuklu değil, Selçuklular Türkiş değil, Türkişler Uygur değil... Ama aynı zamanda onlar. Anlatabiliyor muyum? Sen atalarının değilsin ama atalarının sayesinde bir şekilde böylesin - genetik anlamıyla. Bu şekilde devam ediyor.
Akatsir: Ağaçeri Tahtacılar
Gökdemir İhsan: Hatta bahsettiğiniz Tahtacıları Romalı tarihçi Priskos'un fragmanlarında bulmuştum. "Akatsir" diye geçiyor - kuzeyde Kafkasya'da Türk toplulukları ormancılıkla uğraşıyorlar. Adlarına da "Akatsir" yazmış, Latinize etmiş.
İhsan Fazlıoğlu: "Ağaçeri" hocam! Tahtacı demek ağaçeri. Onlar sonradan iskan ediliyor, Osmanlılarda bütün ormanlar onlara emanet. Onlar ormanın dilinden anlar: hangi ağaç kesilecek, hangisi kesilmeyecek.
Bizim büyük göçten önce gelen kavim onlar. Daha önce zaten Kafkasya'da ormancıymış. Çünkü Priskos'un fragmanlarında vardı, Bizans kayıtlarında da benzer şeyler var.
Sonuç: Organik Yapının Gerekliliği
İhsan Fazlıoğlu: Kısaca o gaye - tarihsel tecrübe, anlam-değer dünyası - ona ne dersek diyelim, biz onu kendi konumuz kılmadığımız müddetçe, kendi kendimizi kendimize konu kılmadığımız müddetçe bu meseleleri çözemeyiz.
Dışarıdan çözecek şeyler değil bunlar. Yukarıdan "böyle müfredat yapalım, nesli buna göre yetiştirelim" bununla olacak iş değil.
**Senin anlam-değer dünyan# Nazar ile Manzara 3. Bölüm: Envanter Problemi ve Kimlik Krizi
Yorumlar
Yorum Gönder